İmam Ali Naki (a.s) Kimdir?

Adı:
Ali (a.s).

Sponsorlu Bağlantılar

Lakapları:
Hadi, Nakî.

Künyesi:
Üçüncü Ebu’l-Hasan.

Baba-Ana:
İmam Muhammed Takî, Semane Hatun.

Doğumu:
Hicretin 212. yılı Zilhicce ayının 15. günü Medine’de doğdu.

Döneminin Halifeleri:
Mutasım, Vasık, Mütevekkil, Muntasır, Mustain, Mu’tez.

İmameti:
34 yıl (220-254)

Şahadeti:
Hicretin 254. yılı, Recep ayının 3. günü 42 yaşında, Abbasî halifesi Mu’tez’in emri ve Mutemed-i Abbasi’nin eliyle şahadete erişti.

Mezarı:
Irak’ın Samerra kentindedir.

Yaşam Dönemi:

1) İmamet öncesi dönem, 8 yıl (212-220).

2) Mütevekkil’den önceki halifeler zamanındaki imamet dönemi, 12 yıl (220-232)

3) Mütevekkil (Abbasi halifelerinin onuncusu) ve ondan sonraki halifelerin 14 yıllık hilafetleri zamanındaki imamet dönemi.

Çocukları:

1- Hasan b. Ali (İmam Hasan Askeri).

2- Hüseyin (babası ile aynı kubbenin altında metfundur.)

3- Muhammed (Bağdat ile Samirra arasında Beled adındaki kasabada metfundur, türbesi şimdi ziyaretgâhtır ve “Seyyid Muhammed” diye tanınmaktadır.)

4- Cafer (Cafer-i Kezzab diye tanınmaktadır.)

5- Ayşe (İmam Hadi (a.s) tek kızıdır.)

Hz. İmam Hadi (a.s) ölünceye kadar Samirra’da on yıl ve birkaç ay kaldı ve vefat ettiği zaman kırk bir yaşındaydı.

ONUNCU İMAM ALİ NAKİ

Ali b. Muhammed (a.s) = ( Ali Naki )

Hz. İmam Ali b. Muhammed (a.s), dokuzuncu imamın oğludur. Lakabı Naki’dir. Bazen de Hadi lakabıyla anılır. 212. yılında Medine’de doğmuştur 254. Hicri kameri yılında (Şia rivayetlerine göre) Abbasi halifesi Mu’tazz tarafından zehirlenerek şehit edildi.

Onuncu imam kendi hayatı boyunca Abbasi halifelerinden yedi tanesini gördü. Onlar, Me’mun, Mu’tasım, el- Vasık, Mütevekkil, Muntasir, Mustain ve Mu’tazz’dırlar. 243. yılında Mu’tasım’ın zamanında değerli babası Bağdat’ta zehirlenip şehit edildiğinde, kendisi Medine’de idi ve Allah’ın tayini ve babalarının tanıtması üzerine imamet makamına ulaştı. Mütevekkil’in zamanına kadar dini eğitimlerle meşgul idi.

Mütevekkil 243 H. yılında dedikodulara kapılarak, kendi devlet adamlarından birine, imamı o günkü hilafet merkezi olan Samirra’ya celbetme görevini verdi. Yanı sıra bir mektup yazıp imamı (a.s) izzetle anarak onunla görüşmek isteğinde bulundu. Elbette İmam (a.s) Samerra’ya geldi, gerçi kamuoyunda hiç bir baskı olmadı. Fakat elinden geldiği kadar imama eziyet edip ihtiramsızlık etmekten de çekinmedi. Defalarca imamı katletmek ya da saygınlığını zedelemek için çağırttı ve Hazretin evini teftiş ettirdi.

Mütevekkil, Abbasi halifelerinin içinde risalet hanedanına en fazla düşmanlık güden birisiydi. Bilhassa Hz. Ali’ye (a.s) aşırı kini vardı ve ona açıkça küfür ediyordu. Eğlencelerde taklitçi birini O hazreti taklit etmekle görevlendirdi ve kendisi bu sahnelere bakarak gülüp eğleniyordu. Yine onun emriyle 237. yılında Kerbela’da İmam Hüseyin’in türbesinin kubbesi ve etrafta yapılan bir çok evleri yıkılarak yerle bir edildi. İmamın, tahrip ettikleri türbesini su altına bıraktılar. Daha sonra sürülüp, oradaki tüm eserleri yok etmek için, ziraat yapılmasına emir verdi.

Mütevekkil’in hilafet yıllarında Hicaz’daki Şii seyitlerin yaşantısı daha da acınacak hale gelmişti. Öyle ki, kadınların örtünecek elbiseleri bile yoktu. Hatta bir çarşafı namaz vakti olunca sırayla kullanıyorlardı. Bu baskı ve eziyetleri Mısır’da yaşayan Şiilere de yaptı.

Onuncu imam, Mütevekkil’in bu tür işkence ve eziyetlerine Mütevekkil ölünceye kadar katlandı. Ondan sonra Muntasır, Mustain ve Mu’tazz işbaşına geldiler ve sonunda Mu’tazz’ın sinsice planları sonucu zehirlenerek şehit oldu.

İMAM ALİ NAKİ(AS)’IN SİRESİ

1- İmamet Özellikleri

Şeyh Mufid (r.a) diyor ki:
“Ebu Cafer (İmam Muhammed Taki -a.s-)’den sonraki İmam, oğlu Ebu’l-Hasan Ali b. Muhammed (İmam Hadi -a.s-) idi. Çünkü imamet özellikleri onda toplanmıştı, fazilette mükemmeldi ve ondan başka varis olan bir kimse yoktu.”

2- Fazilet ve Necabeti

Ubeydullah bin Yahya el-Hakan diyor ki:
“Eğer İmam Hasan Askeri (a.s)’ın babasını (İmam Hadi’yi) görmüş olsaydın, onu çok cömert, necabetli (şeref ve hasep yönünden mükemmel) ve faziletli bir kimse olarak görürdün.”

3- Yüzüğünün Nakşı

Kef’âmî diyor ki:
“İmam Hadi (a.s)’ın yüzüğünün kaşının nakşı (yazısı) şöyleydi:
“Hıfz’ul- uhud min ahlak’il- ma’bud” (Ahitleri korumak -taahhüde bağlılık- İlahî ahlaklardandır.)
Şöyle olduğunu da demişlerdir:
“Allah-u Rabbî, ve huve ismetî min halkıhi” (Allah benim Rabbimdir; O, beni yaratıklarından koruyandır.)

4- Kendisini İbadete Ataması

İbn’ul- İbâd el-Hanbelî diyor ki:
Ebu’l-Hasan Ali bin Cevad (İmam Hadî -a.s-), fakih (çok bilgin), İmam ve mütaabbid (kendisini ibadete atayan) birisiydi.”

5- Namaz Kılması

Şeyh Tusî diyor ki:
“İmam Hadi (Ali Naki -a.s-), üçüncü rekâtta “Hamd” suresiyle “Hadid” suresinin evvelinden “innehu alîmun bi-zat’is- sudur”a kadar, dördüncü rekatta ise “Hamd” suresiyle “Haşr” suresinin son kısmını okuyordu.”

6- Ey Nur!

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
“Ali b. Muhammed el-Hadi (İmam Ali Naki -a.s-) duasında şöyle diyordu:
“Ey nur, ey burhan (hüccet), ey aydınlık saçan, ey aşikâr eden, ey rabbim! Beni şerlerin şerrinden ve zamanın afetinden koru ve sûra üflenecek gün kurtuluşu senden diliyorum.”

7- Ey Rabliğinde Tek Olan!

Seyyid bin Tavus diyor ki:
İmam Hadi (Ali Naki -a.s-) kunutta şu duayı okuyorlardı:
“Ey Rabliğinde tek ve vahdaniyetinde bir olan! Ey ismiyle gündüzü aydınlatan, kendisiyle nurlar nur saçan; emriyle gecenin karanlığı kararan; yağmuruyla sele benzer yağmurlar yağan (ırmaklar dolup taşan)! Ey çaresizleri çağırdığında icabet eden, korkanlar kendisine sığınan ve derken onları güvende kılan Allah…”

8- Zahitçe Yaşamı

İbn-i İmad el-Hanbelî diyor ki:
Mütevekkil’e: “İmam Hadi’nin evinde silah ve malzeme vardır, senin aleyhine ayaklanmak istiyor” dediklerinde, İmam (a.s)’ın evine saldırmalarını emretti. İmam (a.s)’ın evine girdiklerinde İmam’ın odasının kapısının kapalı olduğunu ve O’nun üzerinde yünlü bir cüppe olduğu halde namaz kıldığını ve altında bir sergi bile olmadığını gördüler.”

9- Özellikleri

İbn-i Şehraşub diyor ki:
“İmam Hadi (a.s) güzellik (sima) açısından insanların en güzeli, konuşma açısından onların en doğru konuşanı, yakından onların en tatlısı, uzaktan ise onların en mükemmeli idi. Sustuğunda vakarlık ve heybeti çoğalırdı; konuştuğunda ise azamet ve yüceliği artırdı.”

10- İhsanı, Camide Bulunması ve Dünyaya Rağbetsizliği

Yahya bin Herseme diyor ki:
“İmam Hadi (a.s), Medine halkına ihsanda bulunuyor, sürekli camide oturuyor ve dünyaya karşı rağbetsiz ve meyilsiz idi.”

11- Hz. Ali’ye Selam Göndermesi

İmam Hadi (Ali Naki –a.s-), Emir’ul-Müminin Ali (a.s)’ın kabrinin kenarında durarak şöyle derdi:
“Selam olsun sana ey Allah’ın velisi; tanıklık ediyorum ki sen, İslam’da ilk mazlum ve hakkı gasp edilen ilk şahıssın; Allah’ın rızasını ve O’nun mükâfatını kazanmak için sabrettin; nihayet yakin (ölüm) gelip sana ulaştı.”

HİKMET, ZÜHD, ÖĞÜT VE DİĞER KONULARDAKİ KISA SÖZLERİ

1- Dostlarından birine şöyle buyurdular: Filan şahsı kına ve ona: “Allah bir kulun hayrını isterse, kınandığında kabul eder.” de.

2- Mütevekkil, Allah kendisine şifa verirse çok mal sadaka vereceğine dair adak etmişti, şifa bulduğunda, alimlerden çok mal ne kadardır? diye sordu. Onlar ihtilaf edip bir neticeye varamadılar. Bunun üzerine, Mütevekkil meseleyi Hz. İmam Ali Naki aleyhi’s-selâm’dan sordu.

İmam: “Seksen dirhem vermelisin.” buyurdular. Delilini sorunca da şöyle buyurdu: Allah-u Teâla, Peygamber’e şöyle buyurmuştur: “Andolsun ki Allah size birçok yerlerde yardım etti.”[ Tövbe/25] Biz Peygamber’in düşmanla savaştığı yerleri saydık seksene ulaştı; Allah-u Teâla, bu miktarı çok saymıştır. Mütevekkil, bu cevaptan hoşnut olup seksen dirhem sadaka verdi.

3- Allah-u Teâla’nın, kulun kendisini çağırmasını istediği bazı yerler  vardır;  kim  o  yerlerde  dua  ederse,  duası  kabul edilir, Hz. Hüseyn’in haremi de o yerlerden biridir.

4- Kim Allah’tan çekinirse, ondan çekinirler. Kim Allah’a itaat ederse, ona itaat ederler. Kim yaratana itaat ederse, yaratığın gazabından korkmaz. Kim Allah’ı gazaplandırırsa, yaratığın kendisne gazap edeceğine yakin etmelidir.

5- Allah, kendi kendisini vasfettiği vasıftan başka şekilde vasfedilmez. Allah’ı vasfetmek nasıl mümkün olabilir? Oysa ki duyu organları O’nu idrak etmekten, vehimler O’na ulaşmaktan, sezgiler O’nu sınırlamaktan ve gözler O’nu kuşatmaktan acizdir. Yakın olduğu halde uzaktır, uzak olduğu halde yakın. O yaratmış, ama O nasıldır? diye sorulamaz. Mekanı varetmiştir, nerededir? denilemez. O, nitelik ve mekandan uzaktır. Tek ve yeganedir. Azameti büyük, isimleri ise kutsaldır.

6- Hasan ibn-i Mes’ud şöyle diyor: Ebu-l Hasan Ali ibn-i Muhammed ( İmam Ali Naki) aleyhi’s-selâm’ın huzuruna vardım, o gün hem parmağım yaralanmış, hem de bana bir binek çarpmış, omuzumdan bir darbe yemiştim, ayrıca kalabalık ve izdihamlı bir yere girmiştim ve elbiselerimi  yırtmıştılar. “Ey  gün, Allah, senin şerrini benden uzak kılsın; ne kadar da kötü bir günsün.” dedim.

Bunun üzerine İmam şöyle buyurdular:

“Ey Hasan, bizimle ilişkin olduğu halde sende mi (bu sözü söylüyorsun ve) kendi suçunu, suçu olmayanın boynuna atıyorsun?”

Hasan diyor ki:

“(Bu uyarıyla) aklım başıma geldi, hata yaptığımı anladım ve ey mevlam, Allah’tan, mağfiret diliyorum.” dedim.

Hazret buyurdular ki:

“Ey Hasan, günlerin suçu nedir ki amellerinizin cezasına uğradığınızda onlara sövüyorsunuz?”

“Ey Resulullah’ın torunu, ben ebedi olarak Allah’tan mağfiret diliyorum, bu benim tövbemdir.” dedim.

İmam buyurdular:

“Andolsun Allah’a ki (bu sövmelerin) size bir yararı yoktur; fakat Allah bu işle suçsuzları kötülediğiniz için sizi cezalandıracaktır. Ey Hasan, bilmiyor musun, dünyada ve ahirette mükâfatlandıran, cezalandıran ve amellerin karşılığını veren Allah’tır?

“Evet,  ey benim mevlam.” dedim.

Buyurdular ki:

“Artık bir daha tekrarlama ve günlerin Allah’ın hükmünde bir rolü olduğuna inanma.”

-“Evet, ey benim efendim” dedim.

7- Kim Allah’ın, hile ve elemli cezasından emin olursa, tekebbür eder; öyle ki, sonunda O’nun kazasına ve geçerli emrine duçar olur. Kim de, Allah tarfından açık bir delil üzere olursa, dünya musibetleri, bedeni doğranıp parça parça edilse bile ona kolay gelir.

8- Davud-u Sarmî şöyle diyor:

İmam aleyhi’s-selam  bana birçok işler emretti ve sonra buyurdu ki: “Söyle bakalım ne diyeceksin?” Ben, Hazretin buyurduğunun aynısını ezberlememiştim. Derken, İmam hazretleri hokka kalemini çıkarıp şöyle yazdılar:

“Bismillahirrahmanirrahim, inşaallah hatırlarım, iş Allah’ın elindedir.”

Bu esnada ben gülümsedim.

-“Neden gülümsediniz?” diye sordu.

-“Hayırdır” dedim.

“Söyle bakalım.” buyurdu.

Dedim ki: Canım sana feda olsun, bir hadisi hatırladım da ondan; şöyle ki bir gün ashabımızdan biri, ceddiniz Hz. Rıza aleyhi’s-selâm’dan şöyle nakletti: Hz. Rıza aleyhi’s-selâm, bir şey emrettiğinde, “Bismillahirrahmanirrahim, inşaallah hatırlarım” diye yazıyordu; ben de bu yüzden gülümsedim.

Sonra İmam buyurdular ki:

Ya Davud, eğer takıyyeyi terkeden, namazı terkeden gibidir dersem doğru söylemişimdir.

9- Hz. İmam Ali Naki aleyhi’s-selâm bir gün şöyle buyurdu: Kavun yemek cüzam doğurur.

Bir adam: “Mü’min kırk yaşından sonra delilik, cüzam ve barastan emanda değil midir?” dediğinde şöyle buyurdular: Evet öyledir, fakat mü’min de eğer kendisine güvence verenin emrinden çıkarsa, emre aykırı davranmanın cezasına çarpılmaktan amanda kalmaz.

10- Şükredenin şükrünün verdiği mutluluk, şükre sebep olan nimetin verdiği mutluluktan daha çoktur. Çünkü nimet metadır, şükrü ise hem nimettir ve hem de mükâfat.

11- Allah dünyayı musibet, ahireti ise mükâfat evi kılmıştır. Dünya musibetini, ahiret sevabının sebebi ve ahiret sevabını da, dünya musibetinin bedeli kılmıştır.

12- Yumuşak akıllı zalimin, yumuşaklığı vasıtasıyla zulmünü affettirmesi mümkün olduğu gibi, haklı sefih’in (ahmakın) akılsızlığı da, onun haklı olmasını gösteren nuru söndürebilir.

13- Sana sevgi besleyip görüş belirleyenin görüşüne uy.

14- Kendi kadrini bilmeyenin şerrinden emin olma.

15- Dünya bir pazardır, bazıları orada kazanır, bazıları ise zarar görür.

İlim ve Fazilet Ayeti İmam Hadi (as)

Hicri kameri 212 yılında böyle bir günde İmam Hadi –as- Medine’de dünyaya geldi.

İbni Sabbağ Maliki adlı müslüman düşünür ve bilgin, imam Hadi –as-ın seçkin özellikleri hakkında şunları söylüyor:

“Hadi lakaplı İmam “Ali bin Muhammed  fazilet ve ilimde şöhret olmuş biriydi. Güzel ve yumuşak ahlaklı, adil ve hayırsever biriydi. İmam Hadi –as- tıpkı bir güneş gibi fazilet ve kemal semasında parlıyordu.

Ehl-i Beyt-i Resulullah’ın uyguladıkları metotlardan biri, yetenekli insanları kendine cezbedip, onları islam ilke ve öğretilerine uygun olarak yetiştirmekti. Fakat dönemin iktidarlarının baskı ve sınırlamaları, bu ilmi ve islami çalışma biçimlerini zorlaştırıyordu. İmam Hadi –as- da 33 yıllık imameti döneminde büyük engellerle karşı karşıya geldi. Fakat yapılan baskılara rağmen ilim aşıkları, İmam Hadi’nin dupduru ve engin ilim deryasından faydalanmaya özen gösteriyorlardı. Nitekim islamın ilim tarihinde, 185 ilim ve din aliminin İmam Hadi –as- tarafından yetiştirildiği biliniyor.

İmam Hadi –as- çocuk yaşta imamet makamına ulaştı. İmam Ali bin Muhammed –as- ilim, fazilet, marifet açısından çağının en gözde bilgesiydi. İmam Hadi’nin ilmi ve irfan şöhreti islam dünyasının en ücra noktalarına bile ulaşmıştı. İmam Hadi, ilim ve marifetle yoğrulma gereğini vurguladığı halde, ilim peşindeki bilginleri gururlu davranmamaya çağırıyordu. Eğer ilimi araştırmalar yapanlar, ulaştığı bilgi ve ilimin, ilim okyanusundan bir damla olduğunun bilincine varırsa, ilmi yükseliş yoluna girebilir. Fakat ilim öğrenmeye çalışan talebe bildikleriyle gururlanır ve kibirlenirse, ilmi yükselişe geçemez ve bu alanda gelişemez. İmam Hadi –as- bu konuda şöyle buyuruyor: Bencillik ve kibir, insanı ilim öğrenmekten alıkor. Kibir insanı cahilliğe ve bilgisizliğe sürükler.

İmam Hadi –as- en iyi amelin halka hizmet ve halkı bilinçlendirip, ilim öğretmekten ibaret olduğunu belirtiyor. Bu yüzden halkın manevi ve mali ihtiyaçlarına itina etmeyen istibdad ve diktatörlüğe yönelen yönetici ve hükümdarlara karşılık, İmam’ın halkla ilişkileri sevgi, saygı ve şefkat üzerine gelişmişti. Halk da İmam Hadi’nin halkın menfaatleri ve maslahatları için çalıştığını görünce ışık kaynağı etrafında dönüp dolaşan kelebek misali İmam Hadi’nin aydınlık ekseni etrafında kümelenmişti. Hiçbir muhtaç ve dertli insan İmam Hadi’nin kapısından eli boş dönmezdi. İmam Hadi’nin halkın üzerindeki manevi etkinliği ve yüksek itibarı, Abbasi halifesi Mütevekkil’i derinden endişelendirdi. Çünkü Mütevekkil, halkın yönetimi ile değil, Ehl-i Beyt imamlarıyla gönül bağları bulunduğunun bilincindeydi. Bu yüzden bir gün gelir ve halk zalim ve dikta yönetime karşı kıyam eder diye korkuyordu.

Medine şehrinin valisi olan Berihe Abbasi, Halife Mütevekkil’e gidip İmam Hadi’yi kötülemeye başladı. Vali ayrıca, halife Mütevekkil’e mektup yazarak şunları kaydetti:

Eğer Mekke ve Medine’ye egemen olmak istiyorsan, Ali bin Muhammedi bu iki kentten uzaklaştır. Çünkü o halkı derinden etkileyip, gönlünü kazanıyor. Bir çok kimse de bunun müridi olmuş bulunuyor. Bu sinsi ve karanlık tavsiyeler üzerine, gasıp halife Mütevekkil, İmam Hadi’yi –as- Abbasilerin hilafet merkezi olan Samera’ya sürgün etti. İmam Hadi sürgün edildiği sırada Medine valisi Berihe Abbasi küstahça İmam Hadi’yi tehdit edip şunları söyledi:

Senin  sürgün edilmene benim sebep olduğumu biliyorsun. Eğer bana karşı Mütevekkil’e şikayet edersen, mal ve mülkünü müsadere eder, dostlarını  da öldürürüm. Fakat İmam Hadi –as- Berihe’ye anlamlı bakışları ve davranışlarıyla ona karşı serzenişte bulundu. Berihe İmam Hadi’nin azametli şahsiyeti karşısında erir gibi oldu. Nihayet İmam Hadi Medine valisine şöyle buyurdu:

Seni Allah nezdinde şikayet ettim. Çünkü Allah’ın kullarına seni şikayet etmeyeceğim.

Berihe bu sözleri duyunca pişman olup İmam’dan aff diledi ve İmam Hadi (as) de kerametli ve cömert bir şekilde Berihe için dua edip, onu affetti.

İmam Hadi –as- Samerra şehrinde sıkı bir askeri ve güvenlik güçlerinin denetimi altında tutuldu. Mütevekkil İmam’ın halkla ilişkilerinin kesildiğini, artık o hazretin cazibeli şahsiyetinden etkilenmeyeceklerini sanıyordu. Fakat Halife, din önderlerinin halktan soyutlansalar bile Nur saçtıklarından ve güneş gibi hayat ve adaleti canlı tuttuklarından gafildi. Nitekim Mütevekkil’in yaptıkları, halkı bir an olsun İmam Hadi –as-’dan soğutamadı ve gönül bağlarını koparamadı. İmam Hadi-as- da gözlerden uzakken bile özel tedbirler geliştirip, dini ihya etmeye ve halkın zulüm ve diktatörlük karşıtı mücadele ilke ve üsslerini geliştirmeye özen gösterdi.

Çünkü İmam Hadi –as- zulüm, zalim ve istibdadla mücadelenin asıl şartının düşmanının özelliklerini tanımak ve islami bilincin derinlemesine geliştirilmesinden ibaret olduğunun bilincindeydi. İmam Hadi’nin mücadele ettiği boyutlardan biri, batıl ve hurafi gelenekler, cahili inanç ve davranış biçimleriydi. İmam Hadi’nin –as- yakın dost ve talebelerinden Hasan bin Mesut şöyle diyor:

Bir gün işbaşına gitmeye hazırlanırken elim yaralandı. Daha sonra sokakta yürürken bir suvari bana çarptı ve omuzum darbe aldı. Kalabalık bir yerden geçtiğimde elbiselerim yırtıldı. Yaşadığım bu peşpeşe olaylardan sonra büyük bir endişe duyup, İmam Hadi’ye –as- vardım ve “Allahım, beni bu günün şerrinden kurtar. Çok şom ve şirretli gündür”dedim.

İmam Hadi bu sözü duyunca rahatsız olup şöyle buyurdu:

Ey Hasan, günün ne suçu var, kötü bir davranış biçimiyle karşılaştığınızda niçin günü şom olarak addediyorsunuz. Hata’ya düştüğün günleri olayların vuku bulmasından dolayı suçlama ve onlara bir rol atfetme. İmam Hadi –as- müslümanları, paklık, temizlik ve süslenmeye çağırıp şöyle buyurdu:

Allah güzelliği ve temizliği sever. Mümin için düzensizlik, kirlilik ve laubaliliği sevmez. Allah kullarının ilahi nimetlerden faydalanmasını ister.

İmam Hadi’ye –as- Allah’ın kulları ilahi nimetleri nasıl gözler önüne sermelidir diye sorulduğunda şöyle buyurdu:

İnsan temiz elbise giymeli,güzel kokular sürmeli ve evini temiz tutmalıdır.

Sponsorlu Bağlantılar

Münakaşa yapmak, büyüklük taslamak, boş yere mantıksız söz ve davranışlar üzerinde ısrarcı olmak, büyük toplumsal zararlara yol açar. İmam Hadi –as- da nur dolu kelamıyla şöyle buyuruyor:

Cedelleşme, eski dostlukları bozar, kini yaygınlaştırır. Cedelleşmenin en ufak belirtisi büyüklük taslamaktır. Kibirli ve bencil davranmak ayrılığın temelidir.

İmam Hadi –as- bilinçli davranmak ve işleri dirayetli bir şekilde gerçekleştirmek konusunda şöyle buyuruyor:

Kim ki haklı olup da ahmakça davranırsa, ahmakça davranışından ötürü onun hakkaniyet nuru sönebilir.