İmam Cafer-i Sadık Kimdir?

Adı :CAFER

Sponsorlu Bağlantılar

Künyesi:EBU ABDİLLAH

Lakabı: SADIK

Baba adı : MUHAMMED (as)

Anne adı:
ÜMMÜ FERVE

Doğum yeri: Medine

Doğum tarihi: 17 R.Evvel 83 hk.

Peygamber”e (s.a.a) olan yakınlığı: Torunu

Şehadet yılı :25 Şevval 148 hk

Şehadet yeri :
Medine

Şehadet sebebi : Abbasi halifelerinden Mensur-i devanıki”nin zehirlemesi

Çocukluk Dönemi

İmam Sadık (a.s.) sevgili dedesi İmam Zeyne”ül Abidin (a.s.)”ın  hayatta bulunduğu dönemlerde dünyaya geldi; ve geceleri aziz sevgili dedesi ve  ninesinin Kur”an tilaveti, duaları ve münacatlarına şahit olarak yetişti. Babası İmam Muhammed Bâkır’ın (a.s) türlü hadiseler ve zorluklarla geçen hayatında ona daima destek verip yardımcı oldu. Babasıyla birlikte defalarca hacca gitti. Şam yolculuğu sırasında ve gadder Emevi halifesi Hişam”ın zulüm sarayında da babasını yalnız bırakmadı.

İmam Sadık (as)”ın hayatının ilk kısmı Abbasilerin Emevi devletini yıkmak için gizli davet dönemi denilen döneme raslamaktadır, bu dönemde Abbasiler halkı çeşitli sloganlarla Ehlibeyt”e davet etmektedir. Ama Ehlibeyt”ten kasıtları, gerçete Beni Haşim”den olan Peygamberin soyu değildir.

İmam Sadık`ı hem kıyamdan önce ve hemde kıyamdan sonra hedeflerine alet etmek için uğraşmışlardır ama İmam (as) onların siyasetini bildiği için buna alet olmamıştır.

İmamet Dönemi

İmam Sadık”ın  imameti döneminde, İslam ülkelerinde çeşitli kıyamlar özellikle Ümeyye oğullarının hükümetini yıkma amacıyla düzenlenen kıyamlar, Ümeyye oğullarını hilafetten düşürüp, soylarını kesmekle sonuçlanan kanlı savaşlar ve beşinci İmam”ın yirmi yıl İslam ve Ehl-i Beyt öğretilerini yayması sonucunda meydana gelen ortam, altıncı İmam”a İslami bilgileri yaymak için daha münasip bir zemin hazırladı.

Altıncı İmam, Ümeyye oğulları hilafetinin son zamanlarına ve Abbas oğulları hilafetinin ilk zamanlarına rastlayan imameti devrinde hazırlanan fırsatları elden kaçırmayıp dini öğretileri geniş alanda yaymaya başladı. Çeşitli aklî ve naklî fenlerde bir çok ilmi şahsiyetler eğitti. Bunların başlıcaları şunlardır: Zürare, Muhammed b. Müslim, Mümin-i Tak, Hişam b. Hakem, Eban b. Teğlib, Hişam b. Salim, Hüreyz, Hişam-i Kelbi Nessabe, Cabir b. Hayyan-i Sufi (kimya alimi) hatta Ehl-i Sünnet alimlerinden olan Süfyan-ı Sevri, Hanefi mezhebinin reisi Ebu Hanife, Kadı Sekuni, Gazi Ebu”l Bahteri gibiler onun öğrenciliğini yapmakla övünüyorlardı. (Hazretin eğitim merkezinden dört bin mühaddis ve bilginin mezun olduğu meşhurdur.) İmam”ın bu ilmi inkılabını farkeden Mensur halkı Ehlibeyt”ten uzaklaştırmak için diğer Ehlisünnet alimlerine değer verip onların reklamını yapmıştır.

Abbasi halifelerinin en zalim ve rezillerinden olup zorbalık, hile ve baskı oluşuyla tanınan Mansur Devaneki İmam Sadık’ı (a.s) sürekli sıkı şekilde gözaltında tutuyor, casusları vasıtasıyla İmam’ın (a.s) her hareketini denetlemeye çalışıyordu. İmam’a sırf eziyet etmek ve birkaç defasında da onu şehid etmek niyetiyle Medine’den Şama getirtmiş, ama henüz ilahi takdirin vakti dolmadığından, hiçbirinde başarılı olamamış ve iğrenç emelini gerçekleştirememişti.

Ancak İmam Sadık (a.s) imametinin son yıllarında Abbasi halifesi Mansur”un baskılarına maruz kalarak zor günler geçirdi. Ümeyye oğulları tarafından Şii seyyitlere yapılmayan zulümler Abbasiler eliyle yapıldı. Onun emriyle Şiiler grup grup yakalanıp, karanlık hapislerde işkencelerle hayatlarına son verildi. Bir kısmının başını kesip bir kısmını diri diri toprağa gömdürdü. Bazılarını binaların temeline yahut duvarların arasında bırakarak saraylar yaptırdı.

Mansur, altıncı İmam”ın Medine”de yakalanmasını emretti. (Daha önce Abbasi halifesi Seffah”ın emriyle de yakalanıp Irak”a götürülmüştü. Ondan daha önce beşinci İmam”la birlikte Dimeşk”e götürülmüştü).

Şehadet

Bir süre İmam”ı göz altında sakladılar. Defalarca onu öldürmek istediler ve ihanetler ettiler. Bilahare Medine”ye dönüş iznini verdiler. İmam Medine”ye döndü. Denilebilir ki geri kalan ömrünü takiyye ve inzivada geçirdi. Sonunda Mansur”un emriyle zehirlenip şehit edildi.

İmam Caferi Sadık’tan 40 Hadis

1- “Velayetin (yöneticiliğin) haram kısmı, zalim yöneticinin velayetidir ve en yükseğinden en alt makamına kadar onun tarafından (yöneticilik makamına) tayin edilen kimselerin yöneticiliğidir. Yönetici olarak onlar için çalışmak ve onlarla ticaret yapmak haramdır ve bu iş meşru değildir. Bunu yapan adam, yaptığı iş ister az olsun ister çok, bu işinden dolayı azaba uğrayacaktır. Çünkü onlara (zalim yöneticilere) her çeşit yardımda bulunmak büyük bir günahtır. Bunun sebebi ise şudur: Zalim yöneticinin yöneticiliğinde hak olan her şey ayak altına alınır ve batıl olan her şey de dirilir; zulüm sitem ve fesat aşikar olur. (İlahi) kitaplar iptal edilir; peygamber ve müminler öldürülür; camiler yıkılır, Allah’ın sünnet ve şeriatı değiştirilir. Bu yüzden onlarla çalışmak, onlara yardımda bulunmak ve onlarla ticaret yapmak haramdır; ancak kan ve murdarı yemek kadar bir zaruret söz konusu olursa, o başka”.

2- “İlmi olmayanı mutlu saymak, sevgi ve muhabbeti olmayanı övmek, sabırlı olmayanı kamil saymak, ulemayı kınamaktan ve onlara dil uzatmaktan kaçınmayan kimseye dünya ve ahiret hayrı ümit etmek doğru ve uygun değildir. Akıllı adamın, sözüne güvenilmesi için doğru konuşan olması, nimetin çoğalmasını hakketmesi için de şükreden olması gerekir.”

3- “Ömer bin Hanzele şöyle diyor: “İmam Cafer Sadık (a.s)’a, ashabımızdan olan iki şahsın arasında bir borç veya miras hakkında anlaşmazlık vardır, mahkeme için sultana ve hakimlere (zalim yönetici veya onlar tarafından tayin edilen kadılara) başvuruyorlar; acaba bu amel câiz midir? İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Kim onlara hak veya batıl bir meselede başvurursa, tağuta başvurmuştur; onun yararına hükmettiği şey kesin hakkı bile olsa haramdır. Çünkü tağutun hükmüyle onu almıştır. Allah (c.c) buyurmuştur ki: “Tağutun önünde muhakeme olmayı isterler, oysa onlar onu reddetmekle emr olunmuşlar.”[ [1] – Nisa/60.] Öyleyse ne yapsınlar? dediğimde şöyle buyurdular: “Bizim hadislerimizi rivayet eden, helalımızı ve haramımızı bilen ve hükümlerimizden haberdar olan birisini bulsunlar, ben onu size hakim kıldım.”

4- “Kadılar dört kısımdır; üç kısmı cehennemde, bir kısmı da cennettedir:

a) Bilerek haksız yere hüküm veren kimse cehennemdedir.

b) Bilmeyerek haksız yere hüküm veren kimse cehennemdedir.

c) Bilmeyerek hakka hüküm veren kimse cehennemdedir

d) Bilerek hakka hüküm veren kimse ise cennettedir.”

5- “Erkek, hanımına karşı üç şeye riayet etmelidir: Hanımının muhabbet ve ilgisini kazanmak için onunla uyum sağlamak; ona karşı güzel ahlaklı olmak; onun gözünde güzel görünmek ve refahını sağlamakla kalbini elde etmek.

Kadın da kocasına karşı şu üç şeye riayet etmesi gerekir: Kocasının tüm hallerde güvenini sağlayacak şekilde kendisini kötülüklerden korumak; muhtemel hatalarının affedilmesi için sürekli kocasının hakkını gözetmesi; tatlı dil ve çekici tavırlarıyla kocasına olan sevgisini bildirmesi.”

6- “Ölümden sonra insan için ancak üç yolla sevap yazılır: Hayatında ölümünden sonra da devam edecek bir sadaka-i cariye (cami, köprü vb. şeyler) geriye bırakmak; kendisinden sonra amel edilecek bir sünnet-i hasene (güzel bir gelenek) bırakmak ve kendisine dua edecek salih bir evlat yetiştirmek.”

7- “Müslüman’ın, Müslüman kardeşi üzerindeki hakkı şunlardır: Karşılaştığında selam vermek, hastalandığında ziyaret etmek, gıyabında hayrını istemek, aksırdığında “Yerhamukellah” (Allah sana rahmet etsin) demek, davet ettiğinde davetini kabul etmek ve öldüğünde onu teşyi etmek (uğurlamak).”

8- “Mümin, müminin kardeşidir; müminler tek bir gövde gibidirler; eğer bir tarafı ağrırsa ağrısını diğer organlar da hisseder. Müminlerin ruhları da bir ruhdandır; müminin ruhunun Allah’a bağlılığı, güneş ışınlarının güneşe bağlılığından daha şiddetlidir.”

9- “Dostluk ancak had ve sınırlarıyla gerçekleşir; kim bu had ve şartların hepsine veya bunlardan bazısına riayet ederse gerçek bir dost olur; aksi takdirde böyle bir kimsenin dostluğunu dostluk sayma. Bu had ve sınırların birincisi, içte ve dışta sana karşı aynı olmasıdır. İkincisi, senin ziynetini (iyiliğini) kendi ziyneti ve senin kötülüğünü de kendi kötülüğü bilmesidir. Üçüncüsü, bir makam veya servete ulaştığında sana karşı durum ve tavrının değişmemesidir. Dördüncüsü, gücü yettiği bir şeyi senden esirgememesidir. Bu hasletlerin hepsinden kapsamlı ve üstün olan beşincisi de musibet ve sıkıntılarda seni yalnız bırakmamasıdır.”

10- “Suçlanacak yerde duran kimse, kendisine kötü zanda bulunan kimseyi kınamamalıdır. Sırrını saklayan kimsenin yetkisi daima kendi elinde olur. İki kişiyi geçen her söz ifşa olur. Kardeşinin yaptığını iyiye yorumla; sözüne iyi bir tevil bulduğun müddetçe onu kötüye yorumlama. Dürüst olan kardeşleri elden kaçırma; çünkü onlar, varlıkta azık belada ise siperdirler. Allah’tan korkan kimselerle istişare et. Kardeşlerini takvaları miktarınca sev. Kötü kadınlardan çekin, iyilerinden de kork; (kadınlar) sizi iyi işe emrederlerse, kötü işte size meyletmemeleri için onlara muhalefet edin.”

11- “Boş konuşma; münasip bir yer bulmadıkça da yararlı sözleri söyleme. Nice konuşanlar vardır ki, yararlı ve hak sözü yersiz söylediği için incinmiştir. Akılsız ve olgun kimseyle çekişme. Çünkü olgun kimse, sana galip gelir; akılsız ise seni helak eder. Kardeşinin gıyabında, hakkında söylenmesini sevdiğin şeyin en güzelini onun hakkında söyle; çünkü amel, işte budur. İşlerde, iyiliğine karşı mükafat alacağını ve suçlarına karşı da hesaba çekileceğini bilen bir kimse gibi amel et.”

12- “Kim dünyada zahit olursa, Allah hikmeti onun kalbine yerleştirir, dilini onunla açar, dünyanın zararlarını, dert ve dermanlarını ona gösterir ve onu dünyadan esenlik evine salim olarak götürür.”

13- “İnsanlar (kıyamet günü) sırat köprüsü üzerinden çeşitli şekillerde geçerler; Sırat köprüsü kıldan ince ve kılıçtan keskindir… Bazıları sürünerek, bazıları yürüyerek, bazıları da vücutlarının bir kısmını ateş yakacak şekilde asılarak geçerler.”

14- “Şaka yapmaktan sakının. Çünkü şaka yapmak, düşmanlık doğurur; aynı zamanda küçük bir sövüştür de.”

15- “Basiretsiz (körü körüne) amel eden kimse doğru yoldan yürümeyen kimseye benzer; süratle gidişi, onu hedefinden uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramaz.”

16- “Ey Cundeb oğlu! Müminlere zulmün dışında, diğer bütün günahlar bağışlanır. Gösteriş için yapılan amellerin dışında diğer bütün hayır ameller kabul edilir.”

17- “Halkı güzel amellerinizle iyiliğe davet edenlerden olun, dilinizle değil. Halk sizin çabanızı, doğruluğunuzu ve haramlardan sakınmanızı görmelidir.”

18- “Ey Cundeb oğlu! Kazandığı maldan kendisini mahrum bırakan, başkası için toplamaktadır. Heva ve hevesine uyan düşmanına uymuştur. Kim Allah’a güvenirse Allah ona, dünya ve ahiret işlerinde yeter ve gıyabında onun her şeyini korur. Her belaya karşı sabır, her nimete şükür ve her zorluğa çözüm yolu hazırlamayan kimse aciz kalır.

Evladına ve malına gelecek her bela ve musibete karşı sabretmeye çalış. Çünkü Allah sabır ve tahammülünüzü denemek için emanet ve bağışını geri alır. Günah işlemeye cesaretlendirmeyecek şekilde Allah’a ümitli ol ve Allah’ın rahmetinden de ümit kesmeyecek şekilde O’ndan kork. Cahilin övgü ve sözlerine asla aldanma. Zira bu, kibirlenip sonra ululanmana ve amelinle övünmene sebep olur. Gerçekten en iyi amel ibadet ve (bunun da yanında) tevazudur.”

19- “Müminde şu sekiz haslet olmalıdır: Buhranda (fitnelerde) ağırbaşlı, belada sabırlı, varlıkta şükredici, Allah’ın verdiği rızka kanaat eden, düşmanlara (bile) zulmetmeyen, dostlara yük olmayan, bedeni kendisi tarafından zahmette, insanlar ise ondan taraf rahatlıkta olmalı.”

20- “Alimin bir günahı bağışlanmadan, cahilin yetmiş günahı bağışlanır.”

21- “Zenginlikte azma; yoksullukta sabırsızlık etme. Katı ve taş yürekli olma; çünkü böyle olursan halk sana yaklaşmaktan hoşlanmaz. Gevşek ve zayıf da olma; zira seni tanıyan tahkir eder. Kendinden üstte olana karşı düşmanlık yapma; senden aşağıda olanla da alay etme. İşlerde, o işin ehliyle çekişme (işi ehline bırak). Akılsızlara itaat etme. Herkesin yanında kendini küçültme. Yükünü başkasının üzerine yükleme. Bir işin içerisinde kalıp pişman olmadan önce, o işin giriş ve çıkış yolunu öğrenmek için dur, düşün (sonra başla). Kalbini ortak olduğun bir yakın ve amelini peşinden gittiğin bir baban, nefs-i emmareni mücadele ettiğin düşman ve (sahibine) geri vereceğin emanet kabul et. Sen kendi nefsinin doktoru kılınmışsın, sıhhat alameti sana öğretilmiş, dert ve dermanın sana açıklanmıştır. Öyleyse kendine nasıl bakacağına dikkat et.”

22- “Kim, kendisini ateşten kurtarmaktan başka bir endişeyle sabahlarsa, büyük bir meseleyi küçük saymış ve Rabbinin vereceği az bir kâra meyletmiştir. Kim müslüman kardeşine hile yapar, onu tahkir eder ve onunla kavga yaparsa, Allah onu cehenneme sokar. Kim bir mümine haset ederse, tuzun suda eridiği gibi onun da imanı öylece kalbinde erir.”

23- “Halkın seni iyi adam bilmeleri için onların gözü önünde sadaka verme. Böyle yaparsan mükafatını almış sayılırsın. Sağ elinle bağışta bulunduğun zaman sol elinin haberi olmamalıdır. Çünkü Allah için gizlice verdiğin sadakadan dolayı Allah, halkın verdiğin sadakadan habersiz kalmasının sana zararı ulaşmayacağı bir gün (kıyamet günü) şahitlerin gözü önünde seni mükafatlandıracaktır.”

24- “Lokman’ın oğluna tavsiyelerinden bazıları şunlardı: “Ey oğlum! İşlerinde ağırbaşlı olmaya çalış; Müslüman kardeşlerinin doğurduğu müşkülatlar karşısında nefsine sabrı yükle. Eğer dünya izzetini elde etmek istiyorsan, halkın elinde olan şeylerden tamahını kes; peygamberler ve doğru insanlar, insanlardan tamah gözlerini keserek o yüksek makamlara ulaştılar.”

25- “Bizi tanıyan her Müslüman’ın, her gece ve gündüz amellerine bakması ve kendisini hesaba çekmesi gerekir. Eğer yaptığı işlerin iyi olduğunu görürse, o işi daha da çoğaltmalıdır; ama eğer kötü olduğunu görürse kıyamet günü rezil olmaması için yaptığı kötü işlerden tövbe etmelidir.”

26- “Ey Nu’man oğlu! Eğer kardeşinin seninle samimi dost olmasını istiyorsan onunla şaka yapma, münakaşa etme, ona karşı övünme ve ona karşı düşmanlık gütme. Sırlarını dostuna açıp söyleme; ancak düşmanın haberdar olmasıyla sana zararı olmayacak sırlar olursa o başka; çünkü dostun da bir gün düşman olabilir.”

27- “Üç şeye rağbet göstermeyen üç şeye duçar olur: Uzlaşmaya rağbet göstermeyen yardımcısız kalır, hayır işe rağbet göstermeyen pişman olur, arkadaşlarını çoğaltmaya rağbet göstermeyen zarar görür.”

28- “Ey Cundeb oğlu! Ameline güvenen helak olur, Allah’ın rahmetine güvenerek günahlara cür’et eden kurtulamaz.” Öyleyse kim kurtulur? diye sorduğumda buyurdular ki: “Ümitle korku arasında olan kimseler kurtulur; bunların kalpleri mükafatın hevesinden ve azabın korkusundan sanki bir kuşun pençesine asılmış gibidir.”

29- “İyilik kendi ismi gibi iyidir. İyilikten, sevabı hariç daha üstün bir şey yoktur, amelden de iyi olan onun mükâfatıdır. İyilik etmek, Allah’ın, kuluna verdiği bir hediyedir. Her iyilik yapmak isteyen onu yapamaz; gücü yeten herkes de buna muvaffak olamaz. Allah bir kula lütufta bulunmak isterse ona iyilik yapma isteğini, gücünü ve muvaffakiyetini verir. İşte burada, iyilik yapmak isteyen için saadet ve yücelik tamamlanır…”

30- “Mümin kardeşinin ihtiyacını karşılamak için adım atan bir kimse, Safa ve Merve arasında sa’y eden kimse gibidir. Onun ihtiyacını karşılayan bir kimse de Bedir ve U-hud savaşında Allah yolunda kanına boyanan kimse gibidir.

Allah hiçbir ümmeti, fakir kardeşlerinin haklarını küçümsemedikleri müddetçe helak etmemiştir.”

31- “Allah, bazı kavimlere nimetler verir, şükretmeyince, o nimetler onlara vebal olur; bazı kavimleri musibetlere duçar kılar, sabredince o musibetler kendilerine nimet olur.”

32- “Kul, günahı gizli olarak işlerse, yalnız yapana zarar verir; ama açıkta işler ve önlenmezse (o zaman) topluma zarar verir.”

33- “Aklı olmayan, ıslah olmaz. İlmi olmayan, anlayamaz. Anlayan, nezaketli olur. Halim ve olgun olan, muzaffer olur. İlim siperdir. Doğruluk izzettir. Cehalet zillettir. Anlayış ululuktur. Cömertlik başarıdır. Güzel ahlak, dostluğa yol açar. Zamanını tanıyana, şüpheler saldırmaz. Sağduyu, zannın kandilidir. Allah, kendisini tanıyanın dostudur ve O’nu tanımadığı halde tanıyor gibi görüneninin de düşmanıdır. Akıllı insan bağışlayıcı, cahil ise gaddar olur. Saygı görmek istiyorsan, yumuşak davran. Hakir olmak istiyorsan, haşin ol. Asaletli olanın, kalbi yumuşak olur. Haşin olanın, kalbi katı olur. Vazifesini yapmada kusur eden, uçuruma düşer. İşin sonundan endişesi olan, bilmediği şeyde ihtiyatlı davranmalıdır. Bilmeyerek bir işe teşebbüs eden, kendi burnunu yere sürter (zillete duçar olur). İlmi olmayan, anlamaz; anlamayan kurtulmaz; kurtulmayan, kıymetli olmaz; kıymetli olmayan ezilir; ezilen çok kınanır; böyle olan bir kimseye ise pişmanlık yakışır.”

34- “Babalarınıza iyilik edin ki, çocuklarınız da size iyilik etsinler. Halkın hanımlarına karşı iffetli davranın ki, hanımlarınız da iffetli olsunlar.

35- “Seninle ilişkisini kesenle ilişki kur. Seni mahrum bırakana bağışta bulun. Sana kötülük yapana iyilik yap. Sana küfredene selam ver. Düşmanlık yapana karşı insaflı davran. Zulmedeni affet; nitekim sen de affedilmeği seversin. Allah’ın seni affetmesinden ibret al. Güneşin hem iyi hem de kötü insanlara doğduğunu ve yağmurun da hem salih hem de suç işleyenlere yağdığını görmüyor musun?”

36- “Üç çeşit insandan kork: Hain, zalim ve laf taşıyan. Çünkü senin için (başkasına) hıyanet eden, sana da eder; senin için (başkasına) zulüm eden sana da zulüm eder; sana laf taşıyan senden de söz götürür.”

37- “ Allah, kitabından bir harfin (ayetin) okunmasını dinleyen kimse için bir hasene (sevap) yazar, bir günahını siler ve onu bir derece yükseltir.”

38- “Evli bir kimsenin kıldığı iki rekat namaz, bekârın kıldığı yetmiş rekattan daha üstündür.”

39- “Ailesinin geçimini sağlamak için çalışan, Allah yolunda cihat eden kimse gibidir.”.

40- İmam (a.s), ölüm anında etrafında toplanan akrabalarına bakıp şöyle buyurdular: “Namazı hafif sayan, bizim şefaatimize ulaşmayacaktır.”

KAYNAKLAR

1- Tuhaf’ul- Ukul, s. 683.

2- Tuhaf’ul- Ukul, s. 747. H:. 70.

3- Vesail’uş- Şia, c. 18, s. 99.

4- Tuhaf’ul- Ukul, s. 749.

5- Tuhaf’ul- Ukul, s. 665.

6- Tuhaf’ul- Ukul, s. 743.

7- Usul-u Kafi, c. 2, s. 171.

8- Usul-u Kafi, c. 2, s. 166.

9- Tuhaf’ul- Ukul, s. 753. H. 90.

10- Tuhaf’ul- Ukul, s. 755. H. 103.

11- Tuhaf’ul- Ukul, s. 781. H. 175.

12- Bihar’ul- Envar, c. 73, s. 48.

13- Ravzat’ul- Vaizin, s. 499.

14- Tuhaf’ul- Ukul, s. 779. H. 172.

15- Tuhaf’ul- Ukul, s. 741.

16- Tuhaf’ul- Ukul, s. 625.

17- Usul-u Kafi, c. 2, s. 105.

18- Tuhaf’ul- Ukul, s. 625.

19- Usul-u Kafi, c. 1, s. 47.

20- Usul-u  Kafi, c. 1, s. 47.

21-Tuhaf’ul- Ukul, s. 627.

22- Tuhaf’ul- Ukul, s. 621.

23- Tuhaf’ul- Ukul, s. 629.

24- Bihar’ul- Envar, c. 13, s. 419-420.

25- Tuhaf’ul- Ukul, s. 617.

26- Tuhaf’ul- Ukul, s. 643.

27- Tuhaf’ul- Ukul, s. 657. H. 32.

28- Tuhaf’ul- Ukul, s. 621.

29- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 246.

30- Tuhaf’ul- Ukul, s. 623.

31- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 241.

32- Kurb’ul- İsnad, s. 26.

33- Tuhaf’ul- Ukul, s. 731.

34- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 242.

35- Tuhaf’ul- Ukul, s. 629.

36- Tuhaf’ul- Ukul, s. 651.

37- Uddet’ud- Dai, s. 270.

38- Bihar’ul- Envar, c. 103, s. 219.

39- Vesail’uş- Şia, c. 12, s. 43.

40- Vesail’uş- Şia, c. 3, s. 17.

İmam Sadık’ın İlmi Mevkisi

İmam Sadık (a.s)”ın dönemi; İslâmî düşünce, medeniyet ve kültür ile diğer milletlere ait medeniyet, kültür ve inançlar arasında geçen ilmî etkileşim ve gelişim asrı olma özelliğini taşımaktadır. Bu dönemde, tercüme alanında hızlı bir gelişme oldu. Felsefe ve diğer ilimlerle ilgili birçok kitap yabancı dillerden Arapça”ya çevrildi. Müslümanlar bu ilimlere karşı büyük ilgi gösterdiler ve onlarla ilgili tartışma ve araştırmalara daldılar. Birtakım ıslâh ve eklemelerle o ilimlerin genişleme ve derinleşmesine vesile oldular. Böylece İslâm toplumunda, ilmî ve kültürel alanda bir Rönesans dönemi başlamış oldu ve büyük bir hızla yayılan ilmî araştırmalar sonucu Müslümanlar, tıp, astronomi, kimya, fizik, matematik vb. ilim dallarında önemli ilerlemeler kaydettiler. Bu arada mantık, felsefe, düşünce ve inanç ilkelerini ihtiva eden kitaplar Yunanca, Farsça ve diğer dillerden Arapça”ya tercüme edildi ve Müslümanlar yeni felsefî düşünce ve inanç çizgileriyle aşina oldular.

Açıktır ki, bu medeniyet ve kültür etkileşimi sonuçsuz kalamazdı. Sonuçta Müslümanlar arasında birtakım inkârcılığa dayalı yeni düşünceler, şüpheler ve kelâmî fırka ve inançlar belirmeye başladı. İşte böyle bir hengâmede İslâmî düşünce, kuvvetli inanç mekanizmasıyla bu batıl anlayışlarla savaşa girişmiş, ciddî bir ilmî ve kültürel çekişmeden sonra bütün batıl inançları kendi önünde eğilmeye mecbur etmiş ve sel gibi İslâm toplumuna akan bu batıl anlayışların önüne set çekmiştir. Bu ilmî ve fikrî çekişmeler, etkileşimler ve gelişimler İmam Sadık (a.s) dönemine denk gelmiştir. O dönemde İslâm toplumu değişik sahalarda meydana gelen birçok gelişmeler sonucu siyasî, toplumsal ve ekonomik alanda birçok problemle karşı karşıya kaldı ki bu meselelerin hepsine, İslâm anlayışına göre cevap vermek kaçınılmaz gerçeklerden biriydi. Neticede İslâm alimleri daha faal olmak durumunda kaldılar ve doğal olarak değişik fıkhî mezhepler ortaya çıktı. Bütün bu anlatılanlar göz önüne alındığında, İmam Sadık (a.s) dönemindeki fikrî, kültürel ve ilmî ortamın genel görüntüsünü zihinde canlandırmak mümkündür.

O dönemin ilmî ve kültürel vaziyetini genel hatlarıyla tanıdıktan sonra şimdi İmam Sadık (a.s)”ın bu ortamdaki etkili rolünü açıklayabiliriz.

İmam Sadık (a.s)”ın İlmî Makamı

İmam Sadık (a.s), işte böylesi bir ilmî, fikrî, kültürel ve akidevî çekişmenin yaşandığı bir ortamda hiçbir ilim ve marifet erbabının karşı koyma imkânı olmayan bir dinî lider ve ilim ve irfan makamı olarak kendi ilmî ve akidevî sorumluluklarını yerine getiriyor, ilim ve irfan çeşmeleri fışkıran kimsenin ulaşamayacağı bir zirve misali, kendi dönemindeki ilim ve irfan erbabını marifet ve ilim nuruyla aydınlatıyor ve İslâm binasının sarsılmaz temelini oluşturuyordu.

Böylece zalimlerin ve birtakım saray kulu tarihçilerin, İmam (a.s)”ın şahsiyetini karalamak için gösterdikleri daimî çabalara rağmen, İmam (a.s)”ın şahsiyeti parlak bir yıldız gibi İslâm semalarında parlamaya devam etmekte ve İslâm dinin ilmî merciliğini korumaktaydı.

İmam Sadık (a.s), babaları vasıtasıyla Allah Resulü”nden aldığı ilim ve irfan ile ilâhî bir önder olarak dinin korunması ve yayılması hususundaki vazifesini yerine getirmekteydi. O, Mescid-i Nebevî”de büyük bir Ehl-i Beyt okulu kurmak için babası İmam Muhammed Bâkır (a.s) ile birlikte çalıştı. Böylece İmam Muhammed Bâkır (a.s) ve Cafer Sadık (a.s) o dönemdeki fakih, müfessir ve muhaddislerle birlikte çeşitli ilim erbabına İslâmî ilimleri öğretmeye başladılar ve tefsir, hadis, ahlâk ve inanç gibi İslâmî ilimlerin yanı sıra, diğer mevzularda bile o dönemin büyük bilim adamlarının müracaat ettiği yegane merci hâline geldiler. İmam Bâkır (a.s) ve İmam Sadık (a.s) İslâmî ilimleri yaymada o kadar çaba harcamışlardır ki, hiçbir İslâm büyüğünden tefsir, hadis, fıkıh ve ahlâk gibi İslâmî mevzularda bu iki imamdan geldiği kadar bilgi bizlere ulaşmamıştır. Büyük fakihler fıkhı bu iki imamdan öğrenmişlerdir, büyük muhaddisler hadisi bu iki imamdan almışlardır, büyük ilim ve irfan erbabı ilim ve irfan hususunda bu iki imam huzurunda diz çökmüşlerdir. Bu iki imamın gayretleri sonucunda ilim ve marifet ağacı her yere köklerini ulaştırmayı başardı. Bundan dolayı görüyoruz ki dönemin bütün büyük alimleri, fakihleri, muhaddisleri, kelâmcıları, filozofları ve hatta tabiat bilginleri bile, İmam Sadık (a.s)”ın yüce ilmi karşısında saygıyla eğilmiş ve onun ilimdeki yüce mevkiini itiraftan kendilerini alamamışlardır.

Bizim böylesi bir kısa yazıda, İmam Sadık (a.s)”ın ilmî makamını beyan eden din büyüklerinin ve ilim erbabının söylediklerinin hepsini nakletmemiz imkânsızdır. Bunun kendisi ciltlerce kitap yazmayı gerektirir. Dolayısıyla biz sadece birkaç bariz örneğine işaret etmekle yetineceğiz.

Ehl-i Beyt mektebinin önde gelen kelâmcılarından olan Şeyh Müfit (r.a) diyor ki: İmam Bâkır (a.s)”ın vefatından sonra, çocukları arasından İmam Sadık (a.s) imamet makamına ulaştı. İmam Sadık (a.s), ister Şia, ister Sünnî toplumu nezdinde kardeşleri arasında fazilet ve ilim bakımından en iyi, en tanınmış ve en seçkin olanıydı. İmam Sadık (a.s)”dan naklen bütün İslâm âlemine yayılan ilim ve irfan, İmam”ın kardeşlerinin hiçbirinden nakledilmemiştir. Çeşitli görüş ve meşreplere sahip olan hadis bilginleri, İmam”dan ilim istifade eden kimselerin isimlerini kaydederken aşağı yukarı dört bin kişinin adını kendi kitaplarında nakletmişlerdir.[1]

Yine Ehl-i Beyt mektebinin büyük şahsiyetlerinden Seyyid Muhsin el-Emin diyor ki: Hafız bin Ukde ez-Zeydî Rical kitabında, İmam Sadık (a.s)”dan hadis nakleden dört bin güvenilir kişinin adını ve yazdıkları eserleri nakletmiştir.[2]

Yine Necaşî, Rical kitabında Ali bin Veşşa”dan şöyle naklediyor: Küfe mescidinde dokuz yüz din bilgini gördüm ki hepsi de ‘İmam Sadık (a.s) bize şöyle hadis nakletmiştir” diye söze başlıyorlardı. İmam Sadık (a.s) ise şöyle buyuruyordu: ‘Benim hadisim babamın hadisidir; babamın hadisi, büyük dedemin hadisidir; büyük dememin hadisi ise, Ali bin Ebu Talib”in hadisidir; Ali bin Ebu Talib”in hadisi ise, Resulullah (s.a.a)”in hadisidir, Resulullah”ın hadisi ise Allah Teala”nın sözüdür.” [3]

Yine İbn-i Şehraşub, Menakıb-ı Âl-i Ebî Talib adlı kitabında, Ebu Nuaym”in el-Hilye adlı kitabından naklen demiştir ki: Ömer bin Mıkdam şöyle demiştir: ‘İmam Cafer Sadık”a baktığımda simasından onun peygamberler sülâlesinden olduğunu anlardım. İçinde onun sözü bulunmayan fıkıh, hadis, nasihat ve hikmet gibi alanlarda yazılan bir kitap yoktur. Mutlaka bu gibi eserlerin tamamı ‘Cafer Sadık şöyle buyurmuştur” diye söze başlarlar. Bunu, Ehl-i Sünnet”in önde gelen tefsircilerinden olan Nakkaş, Sa”lebî, Kuşeyrî ve Kazvinî kendi tefsirlerinde nakletmişlerdir.” [4]

Yine İbn-i Şehraşub, Ebu Nuaym”in el-Hilye adlı eserinden şunları nakletmiştir: İmam Cafer Sadık (a.s)”dan hadis nakledenler arasında Malik bin Enes, Şu”be bin Haccac, Sufyanî Sevrî, İbn-i Cerih, Abdullah bin Ömer, Ruh bin Kasım, Süfyan bin Uyeyne, Süleyman bin Bilâl, İsmail bin Cafer, Hatem bin İsmail, Abdulaziz bin Muhtar, Veheb bin Halid, İbrahim bin Tahan vb. büyükler bulunmaktadır.

Sonra İbn-i Şehraşub şöyle devam etmiştir: Yine Ebu Nuaym demiştir ki: ‘Muslim de kendi Sahih”inde İmam Sadık (a.s)”dan hadis nakletmiş ve İmam”ın hadisiyle delil getirmiştir.”

Sonra İbn-i Şehraşub başkalarının da; İmam Malik, Şafiî, Hasan bin Salih, Ebu Eyyub Sistanî, Ömer bin Dinar ve Ahmed bin Hanbel, İmam Sadık (a.s)”dan hadis nakletmişlerdir. dediklerini vurgulayarak Malik bin Enes”in İmam Sadık hakkındaki: İlim, amel, takva, fazilet ve ibadette, İmam Sadık (a.s)”dan daha üstün birisini hiçbir göz görmemiş, hiçbir kulak işitmemiş ve hiçbir düşünce tasavvur dahi etmemiştir. sözüne yer vermiştir.[5]

Meşhur tarihçi Yakubî ise, İmam Cafer Sadık”ı şöyle tanıtmıştır: O, Allah”ın dini konusunda halkın en üstünü ve en bilgilisiydi. O öyle birisiydi ki, ilim ehli ondan bir şey naklettiklerinde; ‘Alim şöyle buyurmuştur” diyorlardı. [6]

Yirminci Yüzyıl Ansiklopedisinin yazarı, Ferid Vecdî ise, İmam Sadık (a.s)”dan bahsederken şöyle demiştir: Ebu Abdullah Cafer ibn-i Muhammed es-Sadık, İmamiyye mezhebine göre On İki İmamların altıncısıdır. O, Peygamber”in Ehl-i Beyt”inin önde gelen büyüklerinden biridir. Ona konuşmasındaki doğruluğundan dolayı ‘Sadık” lakabını vermişlerdir. O, insanların en faziletlilerindendi. Onun kimya dalında birtakım makaleleri vardır.[7]

Ferid Vecdî sözlerinin devamında şöyle diyor: İmam Sadık”ın öğrencisi Cabir bin Hayyan, İmam Sadık (a.s)”ın risalelerini içeren bin sayfalık bir kitap yazmıştır. Bu risaleler beş yüz makaleden oluşmaktaydı.[8]

Ebu”l-Feth Şehristanî ise, el-Milel ve”n-Nihel adlı eserinde İmam hakkında diyor ki: O, din hakkında çok geniş bir ilme sahipti. Hikmette, kâmil edep sahibiydi. Dünyaya ilgisizlik ve isteklerinin önünü almada herkesten ileriydi. O, Medine şehrindeyken kendine meyleden dostlarına ilim ve hikmet sırlarını öğretiyordu. O, daha sonra Irak”a gitmek zorunda bırakıldı. Hükümetin ona olan suizannından dolayı bir müddet Irak”ta nezaret altında kaldı. Oysa o, hükümeti ele geçirmek için hiç kimseyle mücadele etmedi. O, şöyle diyordu: İlim ve hikmet deryasında yüzen birisinin, kokuşmuş su birikintisine ne ihtiyacı var?! Hakikat kalesinin zirvesine yükselmiş birisinin düşmekten ne korkusu olabilir?![9]

El-Ezher Üniversitesi”nin üstatlarından Muhammed Ebu Zühre, İmam Sadık adlı kitabının giriş bölümünde o hazret hakkında şöyle diyor: Ehl-i Sünnetten yedi alimi tanıtan kitaplar yazdıktan sonra Allah”ın yardımıyla İmam Sadık (a.s) hakkında bir kitap yazmaya karar verdim. Onun hayatına diğerlerinden sonra başlamamın nedeni, onun makamının onlardan eksik olması değildir. Aksine o, onların yedisinin de üstünlüğüne sahip olmakla birlikte onların en üstününden daha üstündür. Ebu Hanife, ondan hadis naklediyor, onu halkın en bilgilisi ve fakihlerin en kapsamlı ilim sahibi olarak görüyordu. İmam Malik, onun hadis ve diğer ilim derslerine hazır oluyordu. Onun Ebu Hanife”ye de üstatlık etme üstünlüğü vardır. Sadece Ebu Hanife ve Malik”in üstatlığını yapması, onun ne kadar büyük bir şahsiyet olduğunu göstermeye yeterlidir. O, bir eksiklikten dolayı kimseden geri bırakılamaz, bir kimse de bir üstünlükten dolayı ondan öne geçirilemez. Bundan daha önemlisi o, ilim, şeref, dindarlık ve takvada Medine”nin büyüğü olan Zeynelabidin”in torunudur. İbn-i Şahabî, Zührî ve tabiînden birçoğu ona öğrencilik etmişlerdir. O, ilim deryasını yarıp safına ulaşan Muhammed Bâkır (a.s)”ın oğludur. Allah Teala onda, Haşimî ve Muhammed (s.a.a)”in Ehl-i Beyti”nden olması hesabiyle hem zatî, hem de izafî şerefi toplamıştır.[10]

Kaynaklar:

[1]- İrşad, s: 370.[2]-Ayan-uş-Şia, c:1, s:161, Seyit Muhsin El-Emin.[3]-Ayan-uş-Şia, c:1, s:161, Seyit Muhsin El-Emin.[4]-Menakibi  Al-i Ebi Talip, 4-247. İbn-i Şehr-i Aşub.

Sponsorlu Bağlantılar

[5]-Menakibi  Al-i Ebi Talip, 4-247. İbn-i Şehr-i Aşub.
[6]-Tarihi Yakubi, 2- 381, Ahmet İbn-i Ebu Yakup.[7]-20. y. Yıl Ansiklopedisi 3-109, Muhammed Ferid Vecdi.

[8]-20. y. Yıl Ansiklopedisi 3-109, Muhammed Ferid Vecdi.

[9]-El- Milel ve’n- Nihel, c:1, s:147.

[10]- el- İmam es-Sadık s:3 Muhammed Ebu Zuhre.