İMAM HASAN ASKERİ KİMDİR?

Adı:
Hasan (a.s).

Sponsorlu Bağlantılar

Lakabı:
Askeri.

Künyesi:
Ebu Muhammed.

Baba-Anna:
İmam Ali Naki (a.s), Selil Hatun.

Doğumu:
Hicretin 232. yılı Rebi’us-Sani’nin 8’inde veya Rebi’ul-Evvel’in 24’ünde Medine’de doğdu.

Döneminin Halifeleri:
Mu’taz billah, Muhtemed billah, Mutemed alallah.

İmameti:
Altı yıl (254-260).

Şahadeti:
Hicretin 260. yılı Rebi’ul-Evvel ayının 8’inde Mu’temed’in hilesiyle 28 yaşında Samerra’da şahadete erişti.

Mezarı:
Irak’ın Samerra kentinde.

Yaşam Dönemi:
1) İmamet öncesi dönem, 22 yıl. (232-254)

2) İmamet dönemi, 6 yıl. (254-260)

Ömrünün büyük bir kısmını zindanda ve gözaltında geçirmiş ve bundan dolayı da Askeri lakabını almıştır.

Çocukları:
İmam Mehdi (a.f)

Onbirinci İmam (as) ömrü şeriflerinde altı tane Abbâsi halifesini (Mütevekkil, Muntasar, Musta’in, Mu’tez, Muhtedi ve Mu’temid’i) görmüş ve onların zamanında yaşamıştır

Çocukluk Dönemi

İmam Hasan Askeri (as) 22 yaşına kadar babası İmam Hadi ile beraber Irak’da yaşadı ve zalim hükümetin gölgesi altında, Samirra kışlasında yoğun konturol altında geçirdi ve 22 yaşında babasından İmamet ilmini ve makamını teslim aldı. Onbirinci İmam (as) ömrü şeriflerinde altı tane  Abbâsi halifesini (Mütevekkil, Muntasar, Musta’in, Mu’tez, Muhtedi ve Mu’temid’i) görmüş ve onların zamanında yaşamıştır.

İmamet Dönemi

Halkın masum İmamlar’a (as) ilgisi ve o hazretlerin zalim halifelerle uyuşmamazlıkları, halife sultanların, imametin nurani silsilesine hep kin beslemelerine ve onlara kötü davranmalarına sebep oluyordu, İmam Askeri de (as) aziz masum babaları gibi hükümetin devamlı eziyet ve denetimi ile karşıkarşıyaydı, o hazret, Muhtedinin hükümeti döneminde birkere Salih b. Vesifin zindanına götürüldü, salih b. Vesif emri altındakilerin en kötülerinden iki kişiyi İmam’a (as) eziyet etmeleri ve hazreti sıkı denetlemeleri için görevlendirdi, ama onlar İmam’ın (as) ibadetlerinin etkisi altında kaldılar, Ve yine ikinci kez o hazret’i Nehririn zindanına götürdüler, o cellat huylu İmam’a (as) eziyet ediyor ve azarlıyordu; Nehrir’in karısı ona; Allah’tan kork, sen evinde kimin olduğunu biliyor musun dedi ve İmam’ın ibadet ve yüceliğini beyan ederek ona yaptığın zülümden senin için korkarım dedi. Nehrir Vallahi onu yırtıcı hayvanların önüne atacağım dedi ve üst makamlardan izin aldıktan sonra yırtıcı hayvanların İmam’ı parçalıyacaklarından şüphesiz olmaksızın hazret’i (as) yırtıcı hayvanların önüne attı. Bir müddet sonra İmam’ın durumunu görmeğe geldiğinde, o hazreti namazla meşgul ve etrafının yırtıcı hayvanlarla sarılı olduğunu, ancak ona hiç dokunmadıklarını görerek ikinci kez o hazreti evine götürmelerini emretti.

Halifelerin hükumeti ve onların İmam’a davranışları hakkında naklettiğimiz kısa ve öz bilgilerden İmam Askeri’nin çok zor ve sıkıntılı bir devrede yâşadığı, hükümetlerin İmam’ı (as) sıkı denetimde bulundurup o hazreti defalarca zindana attırdıkları ortadadır. Hatta zindanda olmadığı vakitlerde dahi hazretin etrafındaki gidiş, gelişlerin kontrol edilişi, şiânın ve hazreti seven herkesin onunla rahatça irtibat kuramaması ve bazı şiaların Alevîler’e yardım için İmam’ın (as) evine doğru yola koyulmalarına tarih şahittir. Bu kadar baskının nedeni ise şunlardı:

Evvela, o zamanlarda Şia’nın nüfusu artmış ve büyük bir güce sahip olmuşlardı. Şia’nın imamete inanması herkese güneş gibi aydınlığa kavuşmuştu. Şia İmamları da toplumda tanınıyordu. Bu yüzden hilafet makamı İmamları daha fazla göz altına alıp mümkün yollar deneyip, sinsi planlarla bunları yok etmeğe çalışıyordu.

İkinci olarak hilafet makamı, Şiilerin, on birinci imamın bir oğlunun varlığına inandıklarını anlamıştı. Onbirinci İmam’dan ve diğer imamlardan nakledilen rivayetlere göre onun oğlunun Mehdi (a.s) olduğunu biliyorlardı. Bu inanç Peygamber-i Ekrem’den Şia ve Ehl-i Sünnet kanallarıyla anlatılan rivayetlere dayanıyordu.[3] Ve Hz. Mehdi (Allah zuhurunu çabuklaştırsın) onikinci İmam olarak kabul ediliyordu.

Bu sebeplere göre onbirinci İmam, diğer İmamlar’dan daha çok göz altında tutuluyordu. Zamanın halifesi, Şia’nın inandığı imamet ilkesine son vermek ve bu kapıyı her zaman için kapatmaya kesin karar almıştı. Buna göre İmam’ın (a.s) hastalık haberi zamanın halifesi Mu’tamıd’a verilince, bir doktor göndermenin yanı sıra iç haberleri kontrol etmeleri için güvenilir adamlarından ve kadılarından birkaçını bu işle görevlendirdi. İmam’ın şahadetinden sonra da evini teftiş edip, İmam’ın hizmetçilerini de ebeler, muayene ettiler. Gizli memurları iki yıl boyunca ümitleri kesilinceye dek İmam’ın oğlunu bulmak için çalıştılar. [4]

Şehadet

Mutemid İmam’ı zehirledikten bir müddet sonra İmam hastalandığı zaman tamamını fakihlerin oluşturduğu beş kişi, İmam’ın evinde kalıp, olup biten her şeyi kendisine rapor etmeleri için Mutemid’in emriyle İmam’ın  evine gönderildi. İmam’ın yanında kalmaları için birkaç hastabakıcı da gönderilmişti. Gece gündüz İmam’ın  yanına gidip, durumu göz altında bulundurmaları için halife, Gazi b. Bahtiyar’a güvenilir on kişi seçip İmam’ın evine göndermesini emretti. İki, üç gün sonra İmam’ın durumunun kötüleştiğini ve iyileşme imkanının çok az olduğunu Mu’temid’e bildirdiler. Mu’temid gece gündüz İmam’ın evinde kalmalarını istedi.

Bunun üzerine İmam dünyadan göçünceye kadar birkaç gün İmam’ın evinde kaldılar. Hazretin ölüm haberi yayılınca Samırra mateme gömüldü, baştan ayağa feryat ve inilti ile doldu, çarşı pazar tatil oldu, dükkanlar kapandı, Haşimoğulları, divancılar, amirler, ordu, şehir gazileri, şairler, şahidler ve diğerleri defn töreni için yola çıktılar. Samırra o gün kıyamet sahnesini andırıyordu, cenaze defne hazır olduğunda halife, İmam’a namaz kılması için kardeşi İsa b. Mütevekkili gönderdi, cenazeyi namaz kılınması için yere bıraktıkları zaman İsa cenazeye yaklaştı ve hazretin yüzünü açarak Aleviler’e, Abbasiler’e, gaziler’e, yazarlar’a ve şahitler’e gösterdi ve dedi ki:”Bu tabii ölüm ile dünyadan göçen Ebu Muhammed’i Askeri’nin  cesedidir, halifenin hizmetçilerinden falanca ve falancı buna şahit idiler”(!!) Sonra cenazenin yüzünü örttü ve cenaze namazı kıldı daha sonra defn etmek için götürmelerini emretti. Ama Ondan önce İmam Mehdi (a.f) babasının namazını kılmıştı.

Ebu Muhammed Hasan b. Aliy’nin Vefatı Samırra’da h. 260 Rebi’ul-evvel’in sekizinde, Cuma günü vuku buldu ve Hazret babalarının defnedildiği evlerindeki odaya defnedildi.

İMAM HASAN ASKERİ(AS)NİN SİRESİ

1- Başından Nur Saçması

İmam Hasan Askerî (a.s)’ın cariyesi şöyle diyor:
“İmam Hasan Askeri (a.s) uykuda olduğunda, O’nun başının yanından göğe doğru bir nurun saçtığını görüyordum.”[1]

2- İmam Hasan Askeri (a.s)’ın Yüzüğünün Nakşı

Kef’âmî diyor ki:
“İmam Hasan Askerî (a.s)’ın yüzüğünün kaşının nakşı (yazısı) şuydu:
“İnnellahe şehidun” (Allah Tanıktır).
Bir rivayete göre ise şuydu:
“Subhâne men lehu mekalîd’us- semavati ve’l-arz” (Yer ve göklerin anahtarları elinde olan Allah münezzehtir.)[2]

3- Konuşması

Kâfurî diyor ki:
İmam Hasan Askeri (a.s)’ın özelliklerinden biri de, susmasıydı. Konuştuğunda ise hikmet, ilim ve Allah’ın zikrinden başka bir şey söylemezdi.”[3]

4- Sürekli İbadet Etmesi

Salih b. Ali’nin vekilleri (zindandaki bekçileri) İmam Hasan Askeri (a.s) hakkında) şöyle demişlerdir:
“Gündüzleri oruç tutan, geceleri ibadetle geçiren, konuşmayan ve ibadetten başka bir şeyle meşgul olmayan bir kimse hakkında ne diyebiliriz!”[4]

5- Geceyi, Namaz Kılmak ve Kur’an Okumakla Geçirmesi

Bir rivayette şöyle geçmiştir:
“Ebu Muhammed (İmam Hasan Askerî -a.s-), kendi zamanının en çok ibadet edeni ve Allah’a en çok itaat edeni idi. O, geceleri namaz kılmak, Kur’ân okumak ve Allah’a secde etmekle sabahlardı.”[5]

6- Namazda Kalbiyle Allah’a Yönelmesi

Seyyid bin Tavus diyor ki:
“İmam Hasan Askerî (a.s) namazda, kalbi ve bütün vücuduyla ve varlığı yaratan ve hayat bağışlayan Allah’a yöneliyordu. Namaz kıldığı zaman dünya işleri için kollarını sıvamaz ve onlara önem vermezdi.” [6]

7- Uzun Secdeleri

Muhammed-i Şakirî diyor ki:
“İmam Hasan Askerî (a.s) ibadet mihrabında oturarak secdeye kapanıyor, ben ise uyuyordum. Kalktığımda onu yine secde halinde görüyordum.”[7]

8- Kur’ân Ayetleriyle Terennüm Etmesi

İbn’ul- İmad el-Hanbelî diyor ki:
“İmam Hasan Askerî (a.s), Kur’ân’ın vaade ve vaitleri (müjde ve tehditleri) hakkındaki ayetlerle terennüm (zemzeme) ediyordu.”[8]

9- Allah’a Yaklaştıran Her İbadeti Yapması

Kureşi rivayet etmiştir ki:
“İmam Hasan Askerî (a.s), kendisini Allah’a yakınlaştıran her ibadeti yapıyordu. Müstehap ibadet, namaz veya müstehap oruçların hiçbirini terk etmezdi.”[9]

10- Ey Aziz!

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
“Hasan’ul- Askeri (a.s) duasında şöyle diyor:
“Ey izzetliğinde aziz olan aziz; izzetliğinde aziz olan aziz ne de azizdir! Ey aziz, beni izzetinle izzetlendir; yardımınla bana yardımda bulun; şeytanın vesveselerini benden uzaklaştır; korumanla beni koru; engellemenle düşmanları benden engelle ve beni en iyi kullarından kıl.”[10]

11- Güneş Doğmadan Önceki Duası

Şeyh Tusi (r.a) diyor ki:
İmam Hasan’ul- Askeri (a.s) güneş doğmadan önce şu duayı okuyordu:
“Ey kendisinden önce evvel olmayan evvel! Ey kendisinden başka son olmayan son! Ey kadimliği (ezeliyeti) için nihayet olmayan kayyum (her şeyi ayakta tutan)! Ey izzeti için bir kesintilik olmayan aziz! Ey saltanatında zafiyet olmayan musallat! Ey nimetinin sürekliliğiyle kerim olan! Bu vasıfları ihtiyaçlarımın karşısında sana takdim ediyorum ve Muhammed ve âl-i Muhammed’e salat ve rahmet etmeni istiyorum.”[11]

12- Sabah Duası

Seyyid bin Tavus diyor ki:
İmam Hasan Askeri (a.s) her günün sabahı şu duayı okuyorlardı:
“Ey her büyüğün büyüğü! Ey ortağı ve veziri (yardımcısı) olmayan! Ey güneşi ve nurlu ayı yaratan! Ey korkup sığınak arayanın sığınak ve koruyucusu! Ey bukağılanmış esiri azat eden (kurtaran)! Ey küçük çocuğun (bebeğin) rızkını veren! Ölüme ve kederine, kabre ve vahşetine karşı bana yardımcı ol.”[12]

13- Kunutta Okuduğu Dua

Seyyid bin Tavus diyor ki:
İmam Hasan Askeri (a.s) kunutta şu duayı okuyordu:
“Nimetlerine şükür olarak, onların artmasını isteyerek, şükrü kendisine ve kendisinin yardımıyla halis kılarak, nankörlükten, azamet ve yüceliğini inkâr etmekten kendisine sığınarak hamd olsun Allah’a; o kimsenin hamdı gibi ki, sahip olduğu her nimetin, Rabbi tarafından olduğunu ve kendisine ulaşan her cezanın ise, kendi eliyle işlemiş olduğu kötü suçlardan dolayı olduğunu bilmektedir.”[13]

14- Kunuttaki Duası

Seyyid bin Tavus (r.a) diyor ki:
İmam Hasan Askeri (a.s) namazının kunutunda şu değerli duayı okuyorlardı:
“Ey nuru karanlıkları örten! Ey kutsîyle sert ve sarp yolların toz-dumanı aydınlanan! Ey yer ve göktekilerin kendisine huzu ve huşu ettiği zat! Ey her kibirlenip haddi aşan zorbacının kendisine itaat etmekle boyun eğdiği yüce Allah! Tövbe ederek yoluna tabi olanları bağışla.”[14]

15- Ramazan Ayının Nafileleri Arasında Ettiği Dua

Seyyid bin Tavus, İmam Hasan Askeri (a.s)’ın duasında şöyle dediğini rivayet etmektedir:
“Allah’ım, kesin olan büyük emrinden, hüküm ve takdir ettiğin şeyde, kadir gecesinde hikmetli emrinden halka bağışladığın ve belirlediğin şeyde, beni evini ziyaret eden, hacları kabul olan ve çabaları mükâfat kazanan hacılardan karar kıl…”[15]

16- İmam Hasan Askerî (a.s)’ın Hırzı

Seyyid bin Tavus (r.a) diyor ki:
İmam Hasan Askeri (a.s)’ın hırzı (muskası) şöyleydi:
“Ya uddetî inde şiddetî veya ğavsî inde kurbetî veya munisî inde vahdetî, uhrisnî bi-aynikelletî lâ tenamu veknufnî bi-ruknikellezi lâ yuram.”
“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Ey sıkıntıda hazırlığım (dayanak ve gücüm), keder ve üzüntüde sığınağım! Ey yalnızlıkta munisim! Beni, uyumayan gözünle koru ve gevşemeyen kudretinle gözet.”[16]

17- Hizmetçinin Halini Gözetmesi

Hizmetçi Nadir diyor ki:
“İmam Hasan Askeri (a.s), hizmetçilerden biri yemek yediği zaman, yemeğini bitirmedikçe onu konuşmaya mecbur etmezdi.”[17]

18- Ashaba Öğüt Vermesi

Allame Meclisi (r.a) diyor ki:
“Ebu Muhammed (İmam Hasan Askeri -a.s-) sürekli ashabına öğüt verir, ahiret yurdunu onlara hatırlatır ve onları dünya fitneleri ve aldatmalarından sakındırıyordu. Öğütlerinden biri de şuydu: “Siz, kısa müddet ve sayılı günler içerisindesiniz; ölüm ise amansızca geliyor. Kim hayır ekerse, saadet biçer; kim de şer ekerse, pişmanlık biçer.”[18]

19- Sabrı ve Affı

Kureşi diyor ki:
“İmam Hasan Askeri (a.s), insanların en sabırlısı ve öfkesini en çok sindiren idi; kendisine kötülük yapanı ise affediyordu.”[19]

20- Başkaları Açısından İmam Hasan Askeri (a.s)

Ahmed bin Ubeydullah bin Hakan diyor ki:
“Samerra’daki Alevilerden, siret (davranış), sükûnet, vakar, iffet, şeref ve keramette, âilesi ve Beni Haşim yanında Hasan bin Ali (İmam Hasan Askeri –a.s-) gibi birisini görmedim.”[20]

21- İbn-i Şehraşub Açısından İmam Hasan Askeri (a.s)

İbn-i Şehraşub diyor ki:
“İmam Hasan Askeri (a.s) her çeşit ayıptan (noksanlıktan) beri, gaibe emin, yaşlı olmaksızın vakar madeni, (ayıp ve hatalara) göz yuman, eli geniş (cömert), çok hediye veren ve iyi vefa edendi.”[21]

22- İftarı

Davud bin Kasım el-Caferi diyor ki:
“İmam Hasan Askeri (a.s) oruç tutardı; iftar ettiğinde ise biz de onunla birlikte, kölesinin mühürlü bir torbada kendisine götürdüğü yemekten yerdik. Ben de onunla birlikte oruç tutardım.”[22]

23- Asrının Yegâne Efendisi

İbn-i Sabbağ diyor ki:
“İmam Hasan Askeri (a.s), asrındaki insanların efendisi (büyüğü), zamanındaki halkın İmam’ı, sözleri sağlam ve işleri övgüye değer idi. Eğer zamanındaki bilginler kaside olurlarsa, o kasidenin beytinin şahı idi; tozuna yetişilmeyen ilim binicisiydi; ilmin vazıh ve açık olmayan yönlerini açıklayandı; öyle ki kimse o konuda onunla mücadele ve münakaşa yapamazdı; isabetli görüşüyle hakikatleri keşfedendi.”[23]

24- Ashabına Yardımda Bulunması

İshak bin Aban diyor ki:
“…İmam Hasan Askeri (a.s), ashap ve şiilerinin yanına bir adam göndererek onlara şöyle bir mesaj iletiyordu:
“Falan ve filan yere gidin. Gece vakti yatsı namazından sonra falan oğlu filanın evine gelerek beni orada bulabilirsiniz.”
…İmam (a.s)’ın kendisi herkesten daha çabuk oraya giderdi. Ashap ihtiyaçlarını O’na söyler ve O da onları karşılardı.”[24]

25- Esrardan Haberdarlığı

Ali bin Sinan el-Musili, babasından şöyle naklediyor:
“…Bir takım malları İmam Hasan Askeri (a.s)’ın yanına götürüyorduk (Hazretin imametine yakin etmemiz için, O’ndan kesede olan şeylerden haber vermesini istiyorduk.) Malları takdim ettiğimizde: “Bütün mallar bu kadar dinardır; falan oğlu filandan bu kadardır…” buyuruyordu. Mal gönderenlerin hepsinin isimlerini söylüyor ve mühürlerin üzerindeki nakıştan bile haber veriyordu.”[25]

26- İmam Hadi’nin İmam Hasan Askeri Hakkındaki Sözü

İmam Hadi (oğlu İmam Hasan Askeri (a.s) hakkında) şöyle buyurmuştur:
“Oğlum Ebu Muhammed (İmam Hasan Askeri -a.s-), garize (tabiat, içgüdü, huy) açısından, Muhammed (s.a.a) evlatlarının en sahihi, hüccet açısından ise onların en sağlamıdır. O, benim en büyük oğlum ve halifemdir. İmamet ve ahkâmımızın kulpu (bağı) ona yetişiyor.”[26]

27- Hidayet Kandili

Bir rivayette İmam Hasan Askeri (a.s) şöyle methedilmiştir:
“İmam Hasan Askeri (a.s), yol izlerini aydınlatan (haktan batılı ayırt eden) bir kandildi. O, şaşkınlık ve sapıklık içerisinde kalanları takva ve salaha hidayet ediyordu.”[27]

28- Kalpleri Okuması

Muhammed bin Kasım el-Haşimi diyor ki:

“Bazen İmam Hasan Askeri (a.s)’ın huzuruna varıyordum. Susadığım zaman İmam (a.s)’a saygı için su istemiyordum. Derken İmam (a.s): “Ey gulam (çocuk), ona su ver” diye buyuruyordu. Bazen de kendi kendime: “Kalkıp da gideyim” diyor ve bu konu üzerinde düşünüyordum. Derken İmam (a.s): “Ey gulam, onun bineğini hazırla” diye buyuruyorlardı.”[28]

Kaynaklar

[1] – Harâic ve Cerâih, c. 1, s. 443.

[2] – Bihar, c. 50, s. 238.

[3] – Hayat’ul- İmam’il- Askerî, s. 20.

[4] – Bihar, c. 50, s. 308.

[5] – Hayat’ul- İmam’il- Askeri, s. 34.

[6] – Hayat’ul- İmam’il- Askerî, s. 34.

[7] – Delâil’ul- İmamet, s. 227.

[8] – Şezerat’uz- Zeheb, c. 2, s. 128.

[9] – Hayat’ul- İmam’il- Askerî, s. 38.

[10] – Uyun, c. 1, s. 62, H. 29.

[11] – Misbah’ul- Müteheccid, s. 360.

[12] – Muhec’ud- Da’vat, s. 277.

[13] – Muhec’ud- Da’vat, s. 63.

[14] – Muhec’ud- Da’vat, s. 62.

[15] – Müsned-i İmam Askeri, s. 181.

[16] – Muhec’ud- Da’vat, s. 45.

[17] – Vesail’uş- Şia, c. 16, s. 518, H. 3.

[18] – Bihar, c. 78, s. 373.

[19] – Hayat’ul- İmam Askerî, s. 39.

[20] – Kâfî, c. 1, s. 303.

[21] – Menakıb-i İbn-i Şehraşub, c. 4, s. 421.

[22] – Keşf’ul- Ğumme, c. 2, s. 432.

[23] – Keşf’ul- Ğumme, c. 2, s. 433.

[24] – Bihar, c. 50, s. 304.

[25] – İsbat’ul- Hudat, c. 6, s. 303.

[26] – Kâfî, c. 1, s. 327.

[27] – Hayat’ul- İmam Askerî, s. 20.

[28] – Harâic ve Cerâih, c. 1, s. 445.

İMAM HASAN ASKERİ(AS)’DAN KIRK HADİS

Bu Dünyadan Kör Olarak Çıkanın Ahirette De Kör Olması

1- “Ey İshak, şunu kesin olarak bil ki, kim bu dünyadan kör olarak ayrılırsa (Allah’ın doğru yolunu ve zamanın İmamını tanımadan ölürse), ahirette de kör ve sapık olur. Ey İshak, (bu) gözler kör olmaz, fakat göğüslerdeki kalpler kör olar. Nitekim Allah-u Teala şöyle buyuruyor: (O zalim der ki:) “Rabbim, beni neden kör olarak haşrettin, halbuki ben görüyordum?” (Allah da) der ki: “İşte böyle; sana ayetlerimiz gelmişti de sen onları unutuvermiştin (kalp gözünü açmamıştın), bugün de sen işte böyle unutulursun.”[1]

İyilerin İyileri Sevmesi

2- “İyilerin iyileri sevmesi, iyiler için sevaptır; kötülerin iyileri sevmesi, iyiler için bir fazilettir; kötülerin iyilere düşmanlığı, iyilere ziynettir; iyilerin kötülere düşmanlığı ise kötüler için aşağılanmadır.”[2]

Hakkı Terk Edenin Zelil Olması

3- “Hakkı terk eden her güçlü, zelil olur; hakka sarılan her zelil de izzetli olur.”[3]

Avamın Taklit Etmesi Gereken Müçtehitler

4- “Nefsini koruyan, dinini muhafaza eden, heva ve hevesine uymayan, Allah’ın emrine itaat eden fakihleri (müçtehitleri), avam (halk kesimi) taklit etmelidir.”[4]

Bir Zaman Gelir ki…

5- “Bir zaman gelir ki, insanlar güler yüzlü, ama siyah kalpli olurlar; Peygamber’in sünnetlerini bidat, bidatleri ise sünnet sayarlar; mümini küçümser, münafığa ise saygı gösterirler; hükümdarları cahil ve zalim olur; alimleri ise zalimlerin yanında yer alır…”[5]

İnsanların En Takvalısı

6- “İnsanların en takvalısı, şüpheli olan işlere teşebbüs etmeyen, en abidi, farzları eda eden, en zahidi, haramları terk eden, en çok çaba göstereni de günahları terk eden kimsedir.”[6]

Dostların İyisi

7- “Dostlarının en iyisi, hatalarını unutup yaptığın iyilikleri aklından çıkarmayan kimsedir.”[7]

Ahmağın Kalbinin Dilinde Olması

8- “Ahmağın kalbi dilindedir, hekimin (bilge kişinin) diliyse kalbindedir.”[8]

Zahmete Düşürecek Şeyle İkramda Bulunmamak

9- “Bir kimseyi zahmete sokacak bir şeyle ona ikramda bulunma.”[9]

Seyr-u Süluk Yolunun, Ancak Geceleri İbadet Etmekle Kat Edilmesi

10- “Allah’a ulaşmak (seyr-u süluk) bir yoldur ki, ancak geceleri dürmekle (ibadet ve duayla sabahlamakla) onu kat etmek mümkün olur.”[10]

Münakaşadan Sakınmanın Gereği

11- “Münakaşa yapma; yoksa değerin yok olur; şaka yapma; aksi takdirde başkaları sana karşı cüret eder (heybetin yok olur).”[11]

Mümin İçin Çirkin Olan Şey

12- “Müminin, kendisini zelil kılacak bir şeye meyletmesi onun için ne de çirkindir!”[12]

Allah-u Teala’nın Bazı Vazifeleri Farz Kılmasının Hikmeti

13- “Kendisinden başka ilâh olmayan yüce Allah, minnet ve rahmetiyle farzları size farz kıldığında, size muhtaç olduğundan dolayı onları size farz kılmadı; bilakis size bir rahmet olarak, iyiyi kötüden ayırt etmek, göğüslerinizdekini sınamak ve kalplerinizdekini ayıklamak için olanları size farz kıldı ki, Allah’ın rahmetine doğru yarışasınız ve cennetteki makamlarınız farklı olsun. Böylece haccı, umreyi, namazı, zekâtı, orucu ve velâyeti (Ehl-i Beyt imamlarının imamet ve hilafetine inanmayı) size farz kıldı ve farzların kapılarını açabilmeniz (farzları yerine getirebilmeniz) için size (velâyet adında) bir kapı açtı ve yolunu bulabilmeniz için de size (velâyet adında) bir anahtar verdi.”[13]

Bütün Hasletlerden Daha Üstün Olan İki Haslet

14- “İki haslet var ki, onlardan daha üstün bir şey yoktur: Allah’a iman etmek ve mümin kardeşlere yararlı olmak.”[14]

Bel Büken Musibetlerden Biri

15- “Bel büken musibetlerden biri de, gördüğü iyiliği gizleyen ve kötülüğü açığa vuran komşudur.”[15]

Kıskanılmayan Nimet

16- “Tevazu, (alçak gönüllülük) kıskanılmayan bir nimettir.” [16]

Üzüntülünün Yanında Şen Olmanın Doğru Olmayışı

17- “Üzüntülünün yanında şen olmak edepsizliktir.”[17]

En Huzursuz Kişi

18- “En huzursuz insan, kin güden kişidir.”[18]

Kötülüklerin Anahtarı

19- “Kötülükler bir odaya bırakılmış, yalan ise o odanın anahtarı kılınmıştır.”[19]

Affedilmeyecek Günahlardan Biri

20- “Affedilmeyecek günahlardan biri de kişinin, (günahlardan herhangi birini önemsemeyerek) “Keşke sadece bu günahtan sorguya çekilsem” demesidir. Sonra İmam (a.s) şöyle buyurdular: “İnsanlar arasında şirk, karıncanın karanlık gecede siyah çul üzerinde hareket etmesinden daha gizlidir.”[20]

Nimetin Değerini Bilen Kimse

21- “Nimetin değerini ancak şükreden bilir ve nimete ancak arif (onun değerini bilen) şükreder.” [21]

Övülmeye Layık Olmayan Kimseyi Övmenin Sakıncalı Olması

22- “Övülmeye layık olmayan bir kimseyi öven, töhmet ve iftira edilecek şahsın yerinde oturmuştur.”[22]

Dinin İkmal Edilerek Nimetin Tamamlanması

23- “Eğer Hz. Muhammed (s.a.a) ve soyundan olan vasileri olmasaydı, hayvanlar gibi şaşkınlık içerisinde halıp farzlardan hiçbirini tanımazdınız. Acaba şehre, giriş kapısından başka bir yerden girilir mi? Allah, Peygamber’den sonra veliler tayin etmekle nimetini size tamamladığında şu ayeti indirdi: “Bugün dininizi ikmal ettim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçip beğendim.” Velileri için de sizin üzerinize bazı haklar farz kıldı. Eşlerinizin, mallarınızın, yiyecek ve içeceklerinizin size helâl olması için hakları eda etmeyi size emretti. Yüce Allah buyuruyor ki: “De ki: Sizden, tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum, istediğim ancak yakınlarıma sevgi göstermenizdir.” Bilin ki, kim (bu hakları ödemekte) cimrilik ederse, bu cimriliği sadece kendi zararınadır. Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur; sizlerse O’na muhtaçsınız; O’ndan başka ilâh yoktur.”[23]

Mucize Gibi Bir İş

24- “Cahile riyazet çektirmek (nefsinin isteklerine karşı durmasını sağlamak) ve bir işe alışkın olanı alışkanlığından döndürmek, mucize gibi bir iştir.” [24]

İsteklerde Israr Etmenin, Değeri Yok Etmesi

25- “Bil ki, isteklerin karşılanması için direnip ısrar etmek, değeri yok eder, yorgunluk ve boyun eğmeye sebep olur.”[25]

Sevilmeyen Sıfatlardan Kaçınmanın Edep Olarak İnsana Yetmesi

26- “Başkalarından sevmediğin huy ve davranışlardan kaçınman, edep olarak sana yeter.”[26]

Her Şeyin Bir Haddinin Olması

27- “Cömertliğin bir haddi vardır; o haddi aşarsa israf olur. İhtiyatın bir sınırı vardır; o sınırı geçerse korkaklık olur. İktisat yapmanın bir ölçüsü vardır; o ölçüyü aşarsa cimrilik ve tamahkarlık olur. Şecaatin bir haddi vardır; o haddi aşarsa tehevvür olur.”[27]

Allah Hakkında Kusur Etmekten Sakınmanın Gereği

28- “Sakın Allah’ın emirleri hakkında kusur etmeyin; yoksa hüsrana uğrayanlardan olursunuz. Allah’ın itaatinden yüz çeviren ve O’nun velilerinin öğütlerini kabul etmeyen kimse, Allah’ın rahmetinden uzak olsun. Allah size, kendisine, Resulün ve ulu’l-emre itaat etmeyi emretmiştir. Allah, güçsüzlüğünüz ve gafletinizden dolayı size acısın ve işlerinizde size sabır versin. Lütuf ve keremi bol olan Rabbine karşı insan oğlunu aldatan nedir acaba?”[28]

Dostun Çok Olmasına Sebep Olan Etkenler

29- “Huyu takva, tabiatı iyilik yapmak, hasleti tahammül etmek olan bir kimsenin dostu çok olur.”[29]

Kalpler İstekli İken Onları Yakalayın

30- “Söyleyeceğinizi kalpler istekli iken söyleyin; isteksiz oldukları zaman onları kendi hallerine bırakın.”[30]

Yaratılışın Hedefi

31- Bir gün adamın birisi, İmam (a.s)’ın küçük yaşta iken ağladığını, diğer çocukların ise oynamakla meşgul olduğunu görünce, İmam’ın oynamak için diğer çocuklar gibi oyuncağı olmadığından dolayı ağladığını zannederek İmam’a; “Sana oyuncak alayım mı?” dedi. İmam (a.s) bunun üzerine şöyle buyurdular:

“Ey aklı az adam! Biz eğlenmek ve oynamak için yaratılmadık.” “Peki ne için yatıldık?” dediğinde, İmam (a.s); “İlim ve ibadet için yaratıldık” buyurdular. “Bu sözü neye dayanarak söylüyorsun?” dediğinde de şöyle buyurdular: “Allah’ın şu ayetine: “Sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve döndürülüp huzurumuza getirilmeyeceğinizi mi sandınız?”[31]

Tazmin Olunmuş Rızkın Farz Olan Amelere Mani Olmaması

32- “Allah tarafından garanti edilmiş rızk, farz olan amellerden seni alıkoymasın.”[32]

Belaların Nimetlerle Kuşatılmış Olması

33- “Allah’ın nimetiyle kuşatılmayan hiçbir belâ yoktur.”[33]

Yaratıklar Hakkında Düşünmenin De İbadet Oluşu

34- “İbadet, çok (müstehap) oruç tutmak ve çok (müstehap) namaz kılmak değildir;ibadet, Allah’ın yaratıkları hakkında çok düşünmektir.”[34]

İmam (a.s)’ın Şiilere Tavsiyesi

35- Şiilerine buyurdular ki:

“Sizlere Allah’tan korkmayı, dininiz hususunda yasak olan şeylerden kaçınmayı, Allah için çaba göstermeyi, doğru konuşmayı, ister iyi olun ister kötü, size güvenip yanınızda emanet bırakan kimseye emanetini iade etmeyi, secdeleri uzatmayı ve iyi komşuluk yapmayı tavsiye ediyorum. Hz. Muhammed (s.a.a) işte bunları getirmiştir. Onların (Ehl-i Sünnetin) cemaatlerinde namaz kılın, cenaze merasimlerine katılın, hastalarını ziyaret edin ve haklarını ödeyin. Sizden biri, dininin yasak ettiği şeylerden kaçınır, doğru konuşur, emaneti sahibine verir ve halka karşı güzel ahlaklı olursa, “Bu Şii’dir” denilir. Bu bizi hoşnut eder. Allah’tan korkun, bize ziynet olun, leke olmayın. (İyi amelleriniz ve güzel ahlakınızla) Bizim için insanların sevgisini kazanın ve her türlü kötülüğü bizden uzaklaştırın. Çünkü biz, hakkımızda söylenen her iyiliğin ehli ve hakkımızda söylenen her kötülükten uzağız. Allah’ın kitabında, bizim hakkımız, Hz. Resulullah’a yakınlığımız ve Allah tarafından tertemiz (masun) kılındığımız açıklanmıştır. Bizden başka kim bu makamı iddia ederse yalancıdır.[35]

Allah’ı ve ölümü çok anın, Kur’an’ı çok tilavet edin,, Peygamber (s.a.a)’e çok salavat getirin. Çünkü Peygamber’e salavat getirmenin on sevabı vardır. Size ettiğim tavsiyeleri unutmayın. Selâmımı size ileterek sizi Allah’a emanet ediyorum.”

Toplantıda Makamından aşağıda Oturmanın Rahmete Sebep Olması

36- “Kim toplantıda makamından aşağı bir yerde oturmaya razı olursa, yerinden kalkıncaya kadar Allah ve melekleri ona salât ederler.”[36]

Çocuğun Küçüklükte Babaya Karşı Saygısızlığının Doğurduğu Netice

37- “Çocuğun küçüklükte babaya karşı saygısızlığı, büyüdüğünde ona karşı gelmesine sebep olur.” [37]

Sebepsiz Gülmenin Cehaletten Oluşu

38- “Taaccüp etmeksizin (bir sebep olmaksızın) gülmek cahilliktendir.”[38]

İnsanın Kısa ve Sayılı Günler İçerisinde Olması

39- “Şüphesiz sizler, kısa süre ve sayılı günler içerisinde yer almışsızın; ölüm ise ansızın gelmektedir. Hayır eken, sevinç ve saadet; şer eken ise, kötülük ve pişmanlık biçer. Her eken ektiğine ulaşır. Ağır davranan (dünyada kendisine belirlenen) nasibinden mahrum kalmaz; aç gözlü de nasibinden fazlasını elde edemez. Kime bir hayır verilmişse, Allah vermiştir; kim de bir şerden korunmuşsa, Allah korumuştur.”[39]

İnsanlardan Çekinmeyenin Allah’tan Çekinmemesi

40- “İnsanlardan (insanların önünde günah işlemekten) çekinmeyen, Allah’tan da çekinmez.” (İnsanlardan utanmayan, Allah’tan da utanmaz.)[40]

Kaynaklar

[1] – Tuhaf’ul-Ukul, s. 1309

[2] – Tuhaf’ul-Ukul, s. 1045

[3] – Tuhaf’ul-Ukul, s. 1049

[4] – Vesail’uş-Şia, c. 18, s. 95

[5] – Müstedrek’ul-Vesail, c. 2, s. 322

[6] – Tuhaf’ul-Ukul, s. 1049, h. 18

[7] – Bihar, c. 78, s. 379

[8] – Bihar, c. 78, s. 374

[9] – Tuhaf’ul-Ukul, s. 1051, h. 32

[10] – Envar’ul-Behiyye, s. 353

[11] – Tuhaf’ul-Ukul, s. 1043

[12] – Envar’ul-Behiyye, s. 353

[13] – Tuhaf’ul-Ukul, s. 1039

[14] – Tuhaf’ul-Ukul, s. 1049

[15] – Bihar, c. 78, s. 372

[16] – Tuhaf’ul-Ukul, s. 1051

[17] – Bihar, c. 78, s. 374

[18] – Bihar, c. 78, s. 373

[19] – Bihar, c. 78, s. 379

[20] – Tuhaf’ul-Ukul, s. 1045

[21] – Bihar, c. 78, s. 378

[22] – Bihar, c. 78, s. 378

[23] – Tuhaf’ul-Ukul, s. 1041

[24] – Tuhaf’ul-Ukul, s. 1051

[25] – Bihar, c. 78, s. 378

[26] – Bihar, c. 78, s. 377

[27] – Bihar, c. 78, s. 377

[28] – Tuhaf’ul-Ukul, s. 1041

[29] – Bihar, c. 78, s. 379

[30] – Bihar, c. 78, s. 379

[31] – Müminun/115. İhkak’ul-hak, c. 12, s. 473

[32] – Bihar, c. 78, s. 374

[33] – Tuhaf’ul-Ukul, s. 1051, h. 34

[34] – Tuhaf’ul-Ukul, s. 1047

[35] – Tuhaf’ul-Ukul, s. 1047, h. 12

[36] – Tuhaf’ul-Ukul, s. 1043, h. 2

Sponsorlu Bağlantılar

[37] – Bihar, c. 78, s. 374

[38] – Tuhaf’ul-Ukul, s. 1047

[39] – Tuhaf’ul-Ukul, s. 1049, h. 19

[40] – Bihar, c. 78, s. 377