İmam Muhammed Bakır Hayatı

Sponsorlu Bağlantılar

İmam Muhammed Bakır Kimdir?

Adı: Muhammed

Künyesi : Ebu Cafer

Sponsorlu Bağlantılar

Lakabı : Bakır

Baba adı : Ali ibn Hüseyin

Anne adı: Fatıma bint Hasan

Doğum yeri: Medine

Doğum tarihi: 1 Recep  57.h.

Peygambere (s.a.a) olan yakınlığı: Torunu

Şehadet yılı :7 Z.Hicce 104 veya 107 h.

Şehadet yeri : Medine :

Şehadet sebebi : Emeviler’den İbrahim bin Velid’in zehirlemesi


Çocukluk Dönemi

İmam Bakır (as) dört yaşına kadar  Medine’de idi Muaviye’nin ölmesi ve Yezid’in baskılarının başlaması ile İmam Hüseyin ve babası ile beraber Mekke’ye ve daha sonra Kufe’ye hareket etti ve Kerbela’daki Ehlibeyt katliyamına dört yaşında şahit oldu ve daha o yaşlarda uzun yolculukların ve esaretin sıkıntılarını tattı.

İmam Bakır (a.s)’ın değerli babasının ismi İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s), değerli annesinin ismi ise İmam Hasan (a.s)’ın kızı Fatıma’dır. Bu yüzden  İmam Bakır (a.s)’a, baba ve anne tarafından, hem Haşimi, hem de Alevi demişlerdir.

Sponsorlu Bağlantılar

İmam Sadık (a.s), İmam Bakır (a.s)’ın annesi Fatıma hakkında şöyle buyurmuştur: “O, Sıddika (doğru konuşan) biri idi. Âl-i Hasan (İmam Hasan -a.s-) evlatları arasında onun gibi bir kadın görülmemiştir.”

Hazretin en meşhur lakabı, Resulullah (s.a.a) tarafından kendisine verilen “Bakır” lakabıdır. Cabir bin Cufi, İmam Bakır’a bu lakabın verilmesinin sebebini şöyle açıklamıştır: “İnnehu bekar’el- ilme bakren” yani İmam Bakır (a.s) ilmi tam manasıyla yarıp açıklamıştır.

İmam Bakır (a.s), ömrünün üç yılını İmam Hüseyin (a.s)’ın imameti döneminde, otuz sekiz yılını da değerli babasının yanında geçirmiştir. Hicretin 95. yılında değerli babası İmam Seccad (a.s)’ın vefat etmesiyle Hazretin İmamet dönemi başlamıştır.

İmamet Dönemi

Bu verimli dönem, oğlu İmam Sadık (a.s)’ın tanıklığıyla 19 yıl iki ay sürmüştür. Bu dönem Emevi halifelerinden olan Velid bin Abdulmelik (H. K. 96), Süleyman bin Abdulmelik (H. K. 101), Yezid bin Abdulmelik (H. K. 105) ve Hişam bin Abdulmelik (H. K. 125)’in hükümdarlıkları dönemine rastlamaktadır.

Bu dönem Emevi kendi aralarında ve onlarla  Abbasiler arasındaki hilafet ve saltanat çekişmesi yüzünden Ehlibeyt’ten gafil olmuş ve çalışmalarına nezaret edememişlerdir, İmam Bakır (as)’da bu fırsatı değerlendirerek Ehlibeyt mektebini halka anlatmış, Kuranı ve Sünneti hakkıyla beyan etmişlerdir

Kerbela vakıasının meydana gelişi ve Ehl-i Beyt’in mazlumiyeti -ki o dönemde Ehl-i Beyt’i temsil eden dördüncü imamdı- insanlara Ehl-i Beyt’i sevdirmiş ve onlara aşık kılmıştı. Bu etkenler el ele vermiş, milleti özellikle Şia toplumunu sel gibi Medine’ye ve beşinci imamın huzurlarına akıtmıştı. Böylece beşinci imam için geçen imamların hiç birinin zamanında meydana gelmeyen İslami gerçekleri ve Ehl-i Beyt’in öğretilerini yayma imkanı ve ortamı oluştu. Beşinci imamdan nakledilen sayısız hadisler, rical kitaplarında ve fihristlerinde yazılı çeşitli İslami konular dalında o hazretin mektebinde eğitilen ve yetişen sayısız Şii bilginleri ve alimleri sözümüzün açık tanığıdır.

İmam Bakır (a.s), “Medine” şehrinde, Emeviler’in fikri ve ameli sapıklıklarına karşılık olarak asil diyaneti diriltme yolunda çok önemli çaba ve teşebbüslerde bulundu. O çabalardan bazıları, İslamî toplumda Ehl-i Beyt (a.s)’ın fikir ve görüşlerini savunup açıklayabilecek bazı fakih ve bilginler yetiştirmek olmuştur. Örneğin: Cabir bin Yezid-i Cufi, İmam Bakır (a.s)’dan yetmiş bin hadis öğrenmiştir. Zurara bin A’yen, Ebu Besir-i Muradi, Muhammed bin Muslim ve Bureyd bin Muaviye, İmam Zeyn’ul- Abidin ve İmam Bakır (a.s)’dan pek çok hadis öğrenip onları halka öğretmişlerdir. İmam Bakır (a.s) onların hakkında şöyle buyurmuştur:

”Eğer bunlar olmasaydı, kimse hidayet yolunu bulamazdı. Bunlar dinin koruyucuları, ve babamın, Allah’ın helal ve haramına olan eminleridir. Yine onlar dünya ve ahirette bize doğru yarışanlardır.”

Zikredilen şahıs ve diğer kimselerin İmam Bakır (a.s)’dan naklettikleri rivayetler, Şia fıkhının büyük bir bölümünü oluşturmaktadır.

Şehadet
Nihayet O mazlum İmam, Hişam bin Abdulmelik’in komplosuyla zehirlendi ve Hicretin 114. yılında Zilhicce ayının yedinci günü 58 yaşında iken gözlerini dünyaya kapattı. Mübarek naaşı ise, Baki mezarlığında, babası İmam Seccad (a.s) ve babasının amcası ve annesinin ceddi olan İmam Hasan (a.s)’ın kenarında toprağa verildi.

İMAM BAKIR (A.S)’IN FAZİLETİ VE SİRESİ

İmam Bakır (A.S)’In Makamı

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
“And olsun ki, latif ve her şeyden haberdar olan Allah Teala bana şöyle haber verdi: “Hüseyin’in neslinden atası Ali ile aynı isimde olan bir evlat dünyaya gelecektir. Hüseyin dünyadan göçtüğünde O’nun oğlu olan Ali velayet sorumluluğunu üstlenecektir. O, Allah’ın hücceti ve İmamdır. Yine Allah Teala O’nun neslinden benimle aynı isimde olan, insanların hepsinden daha çok bana benzeyen, ilmi benim ilmim ve hükmü de benim hükmüm olan bir evlat dünyaya getirecektir. O, babasından sonra İmam ve hüccettir.” [1]
İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s) şöyle buyuruyor:
“İmamet O’nun (İmam Bakır’ın) evlatları arasında, Kâim’imiz (Hz. Mehdi) kıyam edip yeryüzünü adaletle dolduruncaya kadar devam edecektir. Şüphesiz O, İmamların babası, ilim madeni ve ilim kaynağı olan ve ilmi tam manasıyla açıklayan bir İmamdır. Allah’a and olsun ki O, herkesten daha çok Resulullah (s.a.a)’e benzemektedir.” [2]
Zeyd b. Ali şöyle diyor:
Babam Ali b. Hüseyin (a.s)’ın yanında idim. Bu sırada Cabir b. Abdullah-i Ensarî babamın yanına geldi. Hazret onunla konuştuğu sırada, kardeşim Muhammed (İmam Bakır –a.s-) odaların birisinden dışarı çıktı. Derken Cabir gözünü ona doğru dikti. Daha sonra O’na doğru hareket ederek şöyle dedi: “Ey genç, bana doğru gel.” O Hazret de geldi. Daha sonra; “Geri dön” dedi. O da geri döndü. Sonra şöyle dedi: “Bu gencin siması aynen Resulullah (s.a.a)’in siması gibidir.”
Cabir: “Ey genç, ismin nedir?” diye sordu.
İmam Bakır (a.s): “Muhammed.” buyurdu.
Cabir: “Kimin oğlusun?” dedi.
İmam Bakır (a.s): “Ali b. Hüseyn b. Ali b. Ebi Talib’in oğluyum.” dedi.
Cabir: “O halde sen Bakır’sın.” dedi.
Zeyd diyor ki: “Bu sırada Cabir, kendisini İmam Bakır (a.s)’ın üzerine atarak, O’nun baş ve ellerini öptü.” Sonra şöyle dedi: “Ey Muhammed! Resulullah (s.a.a), sana selamını ulaştırmamı istedi.”
İmam Bakır (a.s) da şöyle dedi: “En üstün selam Resulullah’a olsun. Ey Cabir! O Hazretin selamını bana ulaştırdığından dolayı sana da selam olsun.”
Cabir daha sonra namaz kıldığı yere döndü ve babamla konuşurken şöyle diyordu: Bir gün Resulullah (s.a.a) bana şöyle buyurdular:
“Ey Cabir! Evladım Bakır’ı gördüğünde, benden taraf ona selam söyle. Şüphesiz O, benimle aynı isimde ve insanların bana en çok benzeyenidir. O’nun ilmi benim ilmim, O’nun hükmü de benim hükmümdür. O’nun evlatlarından yedi tanesi, emin, masum, önder ve salih insanlardır. Onların yedincisi ise, Mehdi’dir. O, yeryüzünü zulüm ve adaletsizlik ile dolduğu gibi adalet ve özgürlükle dolduracaktır.”
Resulullah (s.a.a) daha sonra şu ayeti tilavet etti: “Onları, kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize ibadet edenlerdir.”[3]

İlmi

Resulullah (s.a.a) Cabir’e şöyle buyurdular:
“Sen o kadar yaşayacaksan ki, Hüseyn’in neslinden olan Muhammed adlı evladımla karşılaşacaksın. O dini ilimleri yarıp açıklayacaktır. Onunla karşılaştığında selamımı ona ilet.” [4]
Muhammed b. Muslim şöyle diyor:
“Aklıma gelen her şeyi, Ebu Cafer (İmam Bakır)’den sordum. Öyle ki otuz bin hadis hakkında O’na soru sordum.”[5]
Abdullah b. Mekki şöyle diyor:
Alimlerin, Ebu Cafer Muhammed b. Ali b. Hüseyin (İmam Bakır)’in yanında küçüldüğü kadar hiç kimsenin yanında küçüldüğünü görmedim. Allah’a and olsun ki, Hakem b. Uteybe’yi, -halk arasında yüce bir şahsiyete sahip olmasına rağmen- O Hazretin karşısında, öğretmeninin karşısında (susup) duran küçük bir çocuk gibi gördüm.”[6]

Sevgisi

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
“Kim gözü aydın (mutlu) olduğu bir halde Allah’la görüşmek istiyorsa, Muhammed Bakır (a.s)’ı sevsin.” [7]

İbadeti

İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:
“Babam (İmam Bakır -a.s-) çok zikrederdi. O’nunla yolda giderken, yemek yerken zikreder halde görürdüm. Halkla konuştuğunda, bu iş O’nu Allah’ın zikrinden alıkoymazdı. Sürekli olarak dua ettiğini ve şöyle dediğini: “La ilahe illellah” görüyordum. Bizi bir araya toplayıp güneş doğuncaya kadar zikirle meşgul olmamızı emrediyordu. Kur’ân okuyabilenlerin Kur’ân okumak, Kur’ân okuyamayanların ise zikir etmekle meşgul olmasını emrediyordu.”[8]
İmam Bakır (a.s)’ın hizmetçisi Eflah şöyle diyor:
Muhammed b. Ali (İmam Bakır –a.s-) ile haca gittik. Mescid’ul- Haram’a ulaştığımızda Ka’be’ye bakarak yüksek sesle ağladı. Ben Hazrete; “Anam babam sana feda olsun, sesinizi biraz kısınız; herkes sana bakıyor!” dedim. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurdular:
“Ey Eflah, vay senin haline! Neden ağlamayayım? Bu ağlamam Allah Teala’nın bana rahmet gözüyle bakmasına ve kıyamet günü kurtulmama sebep olabilir.”
İmam Bakır (a.s) daha sonra Kâbe’yi tavaf ederek, İbrahim (a.s)’ın makamının kenarında namaz kıldı. Başını secdeden kaldırdığında, secde ettiği yer İmam (a.s)’ın göz yaşlarıyla ıslanmıştı.[9]

Bağışı

İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:
“Bir gün babamın yanına vardığımda, O’nun Medine halkının vekillerine sekiz bin dinar sadaka verdiğini gördüm.”[10]
İmam Bakır (a.s)’ın hizmetçisi Selma şöyle diyor:
İmam Bakır (a.s)’ın kardeşleri, O Hazretin huzuruna geldiklerinde, İmam (a.s) onlara güzel yemek yedirmedikçe, güzel elbiseler ve bir miktar para bağışlamadıkça, yanından ayrılmalarına izin vermiyordu. Ben bir gün İmam (a.s)’dan bu bağışları azaltmasını istedim. Hazret şöyle buyurdular:
“Ey Selma! Dünya güzelliği, kardeşlere iyilik etmekten başka bir şey değildir.” [11]

Ziyareti

İmam Hasan Askeri (a.s) şöyle buyuruyor:
“Kim İmam Cafer Sadık veya babası İmam Bakır’ı (aleyhum’us- selam) ziyaret ederse; gözleri ağrımaz, hastalığa yakalanmaz ve küfür ve nifaka düşerek de ölmez.” [12]

Kalp Gözüyle Allah’ı Görmesi

Göçebe bir Arap İmam Bakır (a.s)’a: “Allah’a ibadet ettiğinde O’nu gördün mü?” diye sordu. İmam (a.s): “Görmediğim birisine (Allah’a) ibadet etmem” buyurdular.
Göçebe: “O’nu nasıl gördün?” sorduğunda ise İmam (a.s): “Gözler O’nu bakmakla göremez ama kalpler iman hakikatiyle O’nu görür” buyurdular.”[13]

Ahiret Hüznü

Cabir b. Abdullah diyor ki:
“İmam Bakır (a.s), bir gün evden dışarı çıkarken şöyle buyurdular:
“Ey Cabir! Allah’a and olsun ki, kalbim meşgul ve mahzun olduğu halde sabahladım.”
Cabir diyor ki, İmam (a.s)’a: “Canım sana feda olsun, hüznün nedir; kalbinin meşguliyeti nedir? Bunların hepsi dünya için midir?” diye sorduğumda buyurdular ki:

“Hayır, ya Cabir! Ahiret gamı ve hüznü içindir.”[14]

Namaz Ve Dua İçin Özel Elbise Giymesi

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Babamın sert (yumuşak olmayan) iki elbisesi vardı; namazını o elbiselerle kılardı.Allah’tan bir hacet dilemek istediğinde, o elbiseleri giyerek Allah’tan hacetini dilerdi.”[15]

Allah’tan Hacet Talep Etmesi

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Babam Allah’tan bir şey talep etmek istediğinde, onu öğle vakti talep ederdi. O şeyi talep etmeyi irade ettiğinde, önceden bir şeyi sadaka olarak veriyor, bir miktar güzel koku sürüyor ve camiye giderek o haceti için dua ediyordu.”[16]

Ka’be’yi Tavaf Etmesi

İbn-i Meryem diyor ki:
“İmam Bakır (a.s)’la birlikte ka’be’nin etrafını tavaf ediyorduk. İmam (a.s) tavaf ederken Rükn-ü Yemani’ye (Hacer’ul- Esved’e) yetiştiğinde elini ona sürerek şöyle dedi:
“Allah’ım, bana teveccüh et de tövbe edeyim; beni koru da bir daha (razı olmadığın şeye) dönmeyeyim.”[17]

Camiye Erken Gitmesi

Cabir diyor ki:
“İmam Bakır (a.s) cuma günleri erken saatlerde, (yani) güneş bir ok miktarınca yükseldiğinde camiye gidiyordu. Ramazan ayı olduğunda ise bundan daha erken camiye gidiyordu.”[18]

Cuma Guslü

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Babam (İmam Bakır -a.s-), cuma günü öğle vakti cuma guslü ediyordu.”[19]

Gece İbadetleri

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Babam – Allah’ın rızvanı ona olsun – ibadet için gece kalktığında, kıyamı (ayakta durmayı) uzatıyordu; rükûa veya secdeye gittiğinde onları uzatıyordu; öyle ki uykuya dalmış olduğunu sanıyorlardı ve ansızın onun “Lâ ilahe illellahu hakkan hakka…” dediğini duyuyorduk.”[20]

Gece Namazında Tevhid Suresini Okuması

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Babam (İmam Bakır -a.s-), İhlas suresi (sevap açısından) Kur’ân’ın üçte biriyle eşittir” buyuruyordu…
Benim yerimle babamın yeri arasında bir kapı vardı; gece namazı kıldığında, son üç rekatta (yani şef’ ve vitir namazlarında) İhlas suresini okuyordu.”[21]

Kur’ân Okuması

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Ebu Cafer (İmam Bakır -a.s-), Kur’ân’ı çok güzel bir sesle tilavet ederdi. Geceleyin kalkıp Kur’ân okuduğunda, su taşıyan ve diğer kimseler oradan geçerken durup onun kıraatini dinlerlerdi.”[22]

Allah’ı Görürcesine İbadet Etmesi

Ravi diyor ki:
“İmam Bakır ve İmam Sadık (a.s) namaza durduklarında renkleri değişiyordu; bazen kızarır, bazen de sararıyordu; sanki apaçık gördükleri biriyle münacat ediyorlardı.”[23]

Toplu Şekilde Dua Etmesi

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Babam İmam Bakır (a.s), kendisini kederlendiren bir sorunla karşılaştığında, kadın ve çocukları toplayarak dua ediyor, onlar da amin diyorlardı.”[24]

Sıkıntı Ve Belaya Uğrayanları Gördüğünde Allah’a Sığınması

Ravi diyor ki:
“İmam Muhammed Bakır (a.s), sıkıntı ve belaya uğrayan birini gördüğünde, sessiz bir şekilde “euzu billah” diyerek Allah’a sığınıyordu.”[25]

Şaban Ve Ramazan Aylarını Oruç Tutması

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki
“Babam, Şaban ayının orucu ile Ramazan ayının oruçlarının arasını bir günle ayırıyordu (yani bir gün hariç o ayların hepsini oruç tutuyordu).”[26]

Ramazan Ayında Kur’ân Okuması

Rivayete göre İmam Bakır (a.s), Kur’ân’ı Ramazan ayında on defa, yani her üç günde bir defa hatmediyordu.”[27]

Sürekli Okuduğu Dua

İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:
“Babam duasında şöyle diyordu:
“Rebbî eslih lî nefsî fe-inneha ehemm’ul- enfusi ileyye, Rabbî, eslih lî zürriyyetî fe-innehum yedî ve ezudî, Rebbî ve eslih lî ehl-i beytî fe-innehum lehmî ve demî, Rabbî, eslih lî cemaate ihvetî ve ehevatî ve muhibbî fe-inne salahehum salahî.”
“Rabbim! Nefsimi ıslah et; çünkü nefsim bana, bütün nefislerden daha önemlidir. Rabbim! Zürriyetimi (soyumu) ıslah et; zira onlar benim elim ve pazımdırlar. Rabbim! Âilemi ıslah et; çünkü onlar benim etim ve kanımdırlar. Rabbim! Kardeş, bacı ve dostlarımı ıslah et; zira onların salahı (iyiliği) benim salahımdır.”[28]

Yolculuğa Gitmek İstediğinde Ettiği Dua

Ravi diyor ki:
“Ebu Cafer (İmam Bakır -a.s-) yolculuğa gitmek istediğinde, âilesini bir odaya toplayarak şöyle diyordu:
“Allah’ım, bu sabah vakti kendimi, malımı, âilemi, hazır ve gâip olan evlatlarımı sana emanet ediyorum. Allah’ım, bizi koru ve bizi gözet. Allah’ım, bizi kendi civarında (sığınağında) karar kıl. Allah’ım, nimetini bizden alma; bize bağışlamış olduğun afiyet ve fazlını (ihsanını) değiştirme.”[29]

Evinden Çıkarken Okuduğu Dua

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki: “Ebu Cafer (İmam Bakır -a.s-) evinden çıktığında şu duayı okuyordu:
“Bismillahi harectu, bismillahi velectu ve alallahi tevekkeltu vela havle vela kuvvete illa billah’il- aliyy’il-azim.”
(Allah’ın adıyla çıkıyorum, Allah’ın adıyla giriyorum, Allah’a tevekkül ediyorum. Bütün güç ve kudret, yüce ve âzim olan Allah’tandır ancak.)[30]

Secdelerindeki Duası

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Babam secdelerinde şöyle diyordu:
“Allah’umme inne zann’en-nasi bî hasenun, feğfir lî ma la ye’lemun vela tuahiznî bima yekulune ve ente allam’ul- ğuyub.”
(Allah’ım, halkın bana karşı zanları güzeldir (bana hüsn-ü zanları vardır), öyleyse onların bilmedikleri şeyleri bana bağışla ve onların dedikleriyle beni muaheze etme (sorgulama) ve sen gaipleri bilensin.)[31]

Aksırma Anındaki Duası

Sa’d b. Halef şöyle diyor:
“İmam Bakır (a.s) aksırdığında, “Yerhamukellah” (Allah sana merhamet etsin) dediklerinde cevaben şöyle buyuruyordu: “Yeğfirullahu lekum ve yerhamekum” (Allah seni bağışlasın ve sana merhamet etsin)

Bir adam da onun yanında aksırdığında şöyle buyuruyordu: “Yerhamukellah” (Allah sana merhamet etsin.)[32]

Güldüğünde Ettiği Dua

İmam Bakır (a.s)’ın kölesi Eflah şöyle diyor:
“İmam Bakır (a.s) güldüğünde şöyle diyordu: “Allah’umme lâ temkutnî.” (Allah’ım, bana gazap etme.)[33]

İlmi Yararak Açıklaması

Cabir b. Abdullah-i Ensari şöyle diyor:
Resulullah (s.a.a) bana buyurdular ki:
“Sen o kadar yaşayacaksan ki, Hüseyin’in neslinden olup ilmi yaracak olan[34] Muhammed isimli evladımı göreceksin; onunla mülakat ettiğinde selamımı ona ilet.”[35]

Yol Arkadaşıyla Musafahası

Ebu Ubeyde el-Hazza diyor ki:
“İmam Bakır (a.s)’la bir mahmile binmiştik; İmam (a.s) bir ihtiyaç için aşağı inerek tekrar bindiğinde benimle musafaha ediyordu (tokalaşıyordu). Onun bu tavrına karşı dedim ki: “Güya bu el vermede bir şey (fazilet ve yarar) görüyorsun?”
Buyurdular ki: “Evet, mümin bir kimse mümin biriyle musafaha ettiğinde, ayrıldıkları zaman günahsız olarak ayrılırlar (Allah her ikisinin günahını affetmiş olur).”[36]

Bahşiş Ve İyilikten Usanmaması

Süleyman b. Kurm şöyle diyor:
“İmam Bakır (a.s), kardeşlerine, ona yönelenlere, ona ümit edenlere ve ondan bir şey bekleyenlere bağışta bulunuyor ve iyilik etmekten usanmıyordu.”[37]

Bağışının Herkesten Çok Olması

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Babam, akrabaları arasında mal açısından durumu daha düşüktü ama, masraf (ve bağışı) herkesten daha çoktu. İmam (a.s) her cuma günü bir dinar altın sadaka veriyordu.”[38]

Cömertliği

Ravi diyor ki:
“İmam Bakır (a.s)’ın, ailesi çok ve durumunun orta halli olmasına rağmen özel ve umumi insanlar hakkındaki bağış ve cömertliği aşikar ve yaygındı; kerem ve sahaveti meşhurdu; ihsan ve lütfü maruftu.”[39]

Doğruluğu, Güler Yüzlülüğü Ve Bağışı

Ravi diyor ki:
“İmam Bakır (a.s), insanların en doğru konuşanı, onların en güler yüzlüsü, rahmet ve bağış açısından ise onların en cömerdi idi.”[40]

Muhtaçlara İhtiramı

Ravi diyor ki:
“İmam Bakır (a.s)’ın evinden: “Ey dilenci, Allah sana bereket versin” veya: “Ey dilenci bunu al” denilmesi duyulmamıştır. İmam Bakır (a.s) sürekli ev halkına: “Muhtaç ve fakirleri en güzel isimleriyle çağırın” diye buyuruyordu.”[41]

Sadaka Verme Tarzı

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Babam (İmam Bakır a.s) bir şey sadaka verdiğinde, onu dilencinin eline bırakıyor, sonra onu geri alarak öpüp koklayarak tekrar dilenciye veriyordu. Bunun felsefesi ise, sadaka dilencinin (fakirin) eline geçmeden Allah’ın eline geçmesidir (Allah, fakirin eline yetişmeksizin o sadakayı kabul ediyor).”[42]

Arefe Günü Muhtacı Geri Çevirmemesi

Ravi diyor ki:
“İmam Bakır (a.s) Arefe günü, hiçbir dilenciyi (fakir ve muhtacı) eli boş geri çevirmiyordu.”[43]

Hizmetçilere Yardımda Bulunması

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Resulullah (s.a.a)’in mektubunda şöyle yazılmıştır: “Kölelerinizi zor olan bir işte çalıştırdığınızda, siz de onlarla beraber o işte çalışın.”
İmam (a.s) sonra buyurdular ki:
“Babam (İmam Bakır -a.s-), kölelere bir iş emrettiğinde onlara: “Kendi yerinizde durun” diye buyuruyordu. Daha sonra gelip o işe bakıyordu. Eğer o iş ağır bir iş olmuş olsaydı “bismillah” diyerek onlarla beraber çalışırdı. Ama eğer o iş kolay bir iş olmuş olsaydı, (onların kendileri yapmaları için) o işten uzaklaşırdı.”[44]

Âilesine Karşı Affı

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Babamın, kendisini inciten bir hanımı vardı, ama babam sürekli onu affediyordu.”[45]

Yemeğe Saygısı

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki: “Babam (İmam Bakır -a.s-)’ın eline bir yemek yapıştığında, o yemeği ululamak (ve ona saygı) için elini mendil ile temizlemeği sevmezdi; onu yalardı.”[46]

Ailesine Karşı Sabrı

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Babam (İmam Bakır)dan şöyle buyurduğunu duydum:
“Ben, Ebu Cehil karpuzundan daha acı olan bu kölem ve âilemin işlerine karşı sabrediyorum. Kim sabrederse, sabrı vasıtasıyla, gündüzleri oruç tutup geceleri ibadet edenin ve kılıcıyla Resulullah (s.a.a)’in önünde savaşıp şehid olanın derecesine ulaşmış olur.”[47]

Âilesi İçin Süslenmesi

İmam Rıza (a.s) buyurmuştur ki:
“Bir grup insan, İmam Bakır (a.s)’ın yanına müşerref olduklarında, O Hazretin, siyah boyayla sakalını (veya saçını) boyamış olduğunu görünce, bunun sebebini sorduklarında İmam (a.s) cevaben buyurdular ki:
“Ben, kadınları (hanımlarımı) seven bir erkeğim ve kendimi onlar için güzel göstermeye çalışıyorum.”[48]

Âilesine Ziynet Eşyaları Alması

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Babam (İmam Bakır -a.s-), çocuk ve hanımlarını altın ve gümüşle süslüyordu (yani onlara altın ve gümüşten olan gerdanlık, bilezik ve yüzük gibi eşyalar alıyordu).”[49]

Kaynaklar:

[1] – Kifayet’ul-Eser, s. 164.

[2] – a. g. e, s. 237 ve 238.

[3] – a. g. e, s. 298 ve 299. (Enbiya/73)

[4] – İrşad, c. 2, s. 159.

[5] – İhtiras, s. 201.

[6] – İrşad, c. 2, s. 160.

[7] – Fezail-i Şazan, s. 166.

[8] – Kafi, c. 2, s. 499.

[9] – Bihar, c. 46, s. 290.

[10] – a. g. e, c. 46, s. 302.

[11] – a. g. e, c. 46, s. 290.

[12] – Tehzib, c. 6, s. 78.

[13] – İhkak’ul-Hak, c. 12, s. 168.

[14] – Tuhaf’ul-Ukul, s. 583.

[15] – Vesail’uş-Şia, c. 3, s. 331, h. 7.

[16] – Vesail’uş-Şia, c. 4, s. 1116, h. 1.

[17] – Kafî, c. 4, s. 409, h. 14.

[18] – Vesail’uş-Şia, c. 5, s. 42, h. 2.

[19] – Kurb’ul-Esnad, s. 360, h. 1285.

[20] – Bihar, c. 87, s. 227.

[21] – Bihar, c. 87, s. 226, h. 39.

[22] – Bihar, c. 85, s. 82, h. 23.

[23] – Bihar, c. 84, s. 248; Deaim’ul-İslam, c. 1, s. 159.

[24] – Kâfî, c. 2, s. 487, h. 3.

[25] – Keşf’ul-– Ğumme, c. 2, s. 363.

[26] – Vesail’uş-Şia, c. 7, s. 367, h. 31.

[27] – Vesail’uş-Şia, c. 7, s. 219, h. 3.

[28] – Kurb’ul-Esnad, s. 8, h. 26.

[29] – Vesail’uş-Şia, c. 8, s. 276, h. 2.

[30] – Vesail’uş-Şia, c. 8, s. 280, h. 10.

[31]- Kurb’ul-Esnad, s. 8, h. 23.

[32] – Mişkat’ul-Envar, s. 208.

[33] – Keşf’ul-Ğumme, c. 2, s. 329.

[34] – Bakır, ilmi yaran anlamına gelmektedir.

[35] – İhkak’ul-Hak, s. 12, s. 157.

[36] – Mişkat’ul-Envar, s. 203.

[37] – Bihar’ul-Envar, c. 46, s. 288.

[38] – Bihar, c. 89, s. 350, h. 28.

[39] – El-İrşad, s. 164.

[40] – Menakıb, c. 4, s. 208.

[41] – Keşf’ul-Ğumme, c. 2, s. 363.

[42] – Vesail’uş-Şia, c. 6, s. 303, h. 5.

[43] – Men Lâ Yahzuruh’ul-Fakih, c. 2, s. 212, h. 2183.

[44] – Bihar, c. 46, s. 303, h. 51.

Sponsorlu Bağlantılar

[45] – Men lâ Yahzuruh’ul-Fakih, c. 3, s. 441, h. 4528

[46] – Vesail’uş-Şia, c. 16, s. 507, h. 6.

[47] – Vesail’uş-Şia, c. 11, s. 209, h. 5.

[48] – Kâfî, c. 6, s. 480, h. 3.

[49] – Kâfî, c. 6, s. 475, h. 2.

Sponsorlu Bağlantılar

Benzer Yazılar


Yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir